Please follow and like us:
0

Son gecen olsa ne yapardın? Hatta son saatlerin? Neyi alel acele neyin tadına vara vara doyasıya yaşamak isterdin?

Tuttu ki yarın yoksun, ne sığdırabileceksin bugüne? İlla başına birşey mi gelmeli? İlla biri düdüğü çalıp bitirmesi mi gerekiyor? Ya da son yarın sınav yapıyorum süreniz 45 dk mı denmeli?

Neyi öteliyoruz, neyi yaşıyoruz, neyi kaçırıyoruz? Neleri heba ediyoruz aslında.. Hepsininde sadece ‘son’a yaklaşınca farkediyoruz nedense..

Kimi zaman kara günü bekliyoruz aramak için, gururdan aramıyoruz, sinirden sayıp sövüyoruz.. Neyi paylaşamıyoruz?

İçimizdekileri ‘son’ kez olsun dökmek istiyoruz, fırsat kolluyoruz ama fırsat yarat(a)mıyoruz çünkü hep meşgulüz, hep acelemiz var.. Nereye koşuyoruz?

Pişmanlıklarımız boyumuzu, keşkelerimiz denizleri aştı.. İyi ki ler çölde serap misâli varla yok arası..

Birşeylerin kıymetini kaybedincr anlıyor insan. Kaybolmaya yakın elinden uçup gideceğini hissettiği an batıyor mızrak yüreğine. O vakte kadar güneş hep ona batıdan doğuyor çünkü..

Tut ki, yoksun bir kaç saate.. Kim vardı yanında, kim olmayı istedi, kim sordu, kim teklif etti aynı yolda yürümeyi kim en samimi duygularla iç geçirdi beraber hendekten geçmeyi? On(lara)a göre denizde damlaydı, sana göre bir kaşıktaki su. Onlar yüzdü aştı denizi, sana kaldı kaşığın kendisi..

Durma ince belli bardağın hala sende, doldur çayını ve eşlik et kendi kendine. Nasıl olsa yola tek çıktın seneler önce..

Varsın son saatin kalsın, varsın senelerin..
İyi gününde de kötü gününde de hep yeksin..

Please follow and like us:
0