Please follow and like us:
3

Deliksiz uykularımız vardır. Böyle en güzel, en tatlı rüyalarla birleşen, gözümüz kapalı olsa da dudağımızda tebessüm beliren. Nedense hep de bu en güzel yerinde çalar alarmınız. Gözünüzü açmadan bütün tuşlarına basıp kapatma çabası içine girersiniz. Kimi zaman kapatmak yerine ertelersinzi ve rüyanıza kaldığınız yerden devam edersiniz. Ama ertelediğiniz o an, tekrar gelip çattığında siz de kaşlarınızı çatacaksınız.

Bir de o sıcacık yatağın içindeyken, camınıza vuran yağmur taneleri vardır. Hafif rüzgarla birlikte daha bir sert çarpan, şırıl şırıl sesiyle sizi yatağa bağladıkça bağlayan o ses. Yorganın altındaki sıcaklığı kaybetmeyi hiç istemezsiniz. Elinizi yastığınızın altına, yorganı başınıza çeker gözünüzü tekrar kapatırsınız. Tam kısa mutluluğu yakaladım derken, dışardaki şimşekler yerine aklınızda çakmaya başlar.

‘Ders var!’

Şimdi sen o güzelim sıcaklığı terket, sonra git hazırlan ve derse git. Olacak iş mi!

Olmaz tabiki de. O zaman iki seçenek çıkar karşınıza, ya o mutluluğunuzu, o yağmurun verdiği, kara bulutların camdan içeri güneşi davet etmediği anda kalıp, yeni rüyalara yelken açacaksınız, ya da herşeyinizi yatağınıza bırakıp, geleceğe yöneleceksiniz, ve tıpış tıpış o derse gideceksiniz.

Zordur yağmurlu günlerin sabahı!

Kafada bütün bu çelişkiler varken, ikilemler arasında kalmışken zaten uykunuz harap ve bîtap düşmüş durumdadır. Bu saatten sonra uykunuz bile açılmış, rüyanız bile çoktan terketmişken sizi nasıl uyuyabilirsiniz.

Kalkar derse gidersiniz.

Ve herşey biter…

Bir gün mutlu başlarsa, mutlu bitmez. Kötü başlayan gün, mutlu devam etmez.

Please follow and like us:
3