Please follow and like us:
3

Bana yaptığın kötülüklerden sonra senden nasıl intikâm alırım diye bir süre düşündüm. Ufak tefek kırgınlıkları toplasan incir kabuğunu doldurmaz belki ama, senin o son darbeni sığdırabilecek bir kutu bile yok sahip olduğum emin ol. Ben bunu her düşündüğümde neler geçti aklımdan, kaç tilki dolandı kuyruğu birbirine dolanmadan ve kaç düşünceyle kaçtı uykularım bir bilsen. Elime bir bıçak alıp kalbini deşmek istedim. Nasıl olsa bana aitti o bir zamanlar ve senden almamın hiçbir zararı olmayacaktı. Senin gibi sırttan bıçaklamazdım ama emin ol, o kadar şerefim var benim. Sonra dedim acaba bir tabanca bulsam, böyle herkesin gözü önünde seni vursam, sonra ‘neden‘ yaptığımın sebebini açıklasam. Ya da tam sen karşıdan karşıya geçerken, böyle kaza süsü verilmiş bir şekilde bir araba çarpsa, elinde ne var ne yok hepsi düşse yere ve oracıkta versen son nefesini diye.

Sence yapabilir miydim bunları e gerizekalı? İnsan sevdiğine bunları yapar mı? Yapması gerekir aslında, eğer sevdiği onu öldürmeyip süründürüyorsa hak ediyordu. En azından acı çektirmemiş olurdu ya neyse. Bunları hâyal ettim işte, ettim de ne oldu, hepsini parça pinçik ettim, attım! Çünkü ben ne yaparsam yapayım, sana ne söylersem söyleyim senden intikâm almama yetmeyecekti. Ben sana ömrümü vermişken, senden sadece ‘bir tutam sevgi ve gelecek‘ istemişken senin sahteliğinin yanında tutmadığın o sözlerinin yanında, umut vaâd edip her birini yıktığında ne yaparsam yapayım o intikâmı alamam çünküi!

O yüzden sen ölmemelisin. Sen aksine ölmekten beter olmalısn. Çünkü senden intikâm almamı gerektirecek bir şey yok. En azından bu işi benim yapmamı gerekitiren bir durum yok. O hâni herkesin ‘ilaç‘ olarak tabir ettiği ‘zaman‘ var ya, o bu işi fazlasıyla yerine getiriyor ve getirecek de zaten. Her gün senden bir parça koparacak ve seni yavaş yavaş bitirecek. Hani sen bana ‘ölene kadar beraber olacağız, birlikte yaşlanacağız‘ diyerek verdin ya söz, ve durmadın ya hani o sözünde, küçük çocuk misâli yaptın ya oyunbozanlık, o yüzden sen yaşamayı hak ediyorsun. Sen yaşadıkça bu verdiğin sözü hatırlayacak, birlikte olduğun her kişinin ardından beni hatırlayacaksın. ‘İlk‘ diye ağzından düşürmediğin ‘ben‘ yapışacak üzerine. Her defasında aklına düşecek, yatağa her girdiğinde beni göreceksin. Hayâlinden çıkmayacak, hayâlim. Rüyâlarından ağlayarak uyanacak ve sayıklayacaksın. Her uyandığında yanında başkasını gördüğünde, ben diye sarılacak ama bulamayacaksın benim kokumu. Hani olur da bir gün bir yavrun olursa, bana benzeyecek o da. Benim gibi bakacak sana, saçları benimki gibi olacak. Sırf sana beni daha çok hatırlatsın diye yanağının tam ortasında da bir gamzesi olacak. Belki de yeni eşin sana babasının ismini koyalım diye diretecek sana ve o isim de tesadüfen ‘benim ismim‘ olacak, kim bilir..

İşte bu cezayı hak ediyorsun sen asıl, ölmeyi değil. Aksine o kadar uzun ömür hakediyorsun ki sen, hiçbir zaman çıkmasın aklından diye. Ben ne elimi ne de kolumu kıpırdatacağım senin için. Her yağmur yağdığında, üzerine çamur bile sıçradığında, beraber ilk dans ettiğimiz müzik her çaldığında, alışverişe gittiğin mekânda, belki yediğim börekte, belki çörekte belki çiğ köftede. Her bir lokmanda hatırlayacak, sevgilinin sana yazdığı her bir notta beni bulacaksın. Tıpkı benim sana yazdığım, kimi zaman çantana, kimi zaman kitabının arasına, kimi zaman çalıştığın masaya sıkıştırdığın o ‘küçük notlar‘dan yazacak, ama sen beni hatırlayacaksın. Birlikte yaşadığımız, en güzel vakitleri birlikte yaşadığımız o şehre geleceksin tesadüfî. Sonra aynı caddede yürüyüp, aynı sokaklardan geçeceksin. Ve bir nehrin kenarında usulca oturacaksın. İçtiğin çay boğazında düğümlenecek, uzaklara dalacaksın. Her bir şey zehir olacak sana. Her bir bayram sabahında benle uyanacaksın yine. Ayrı yaşadığın ikinci bayramın olacak ve sen hep ilkini hatırlayacaksın. İlk kez yaptığın yemekler gibi yemekler hazırlayıp çiçekli masalar kuracaksın. Yanında başkaları olacak belki ama aklında ben olacağım.

İşte tüm bunları tekrar tekrar yaşaman için senin yaşaman lazım. Hatta çok daha iyi bir şekilde ve hatta tüm bunları benden ayrı yaşaman lazım. O zaman ilacı, senin ilacın olmayacak.
Çünkü sen bana bir söz vermiştin. Ve sözünde durmadın! Çünkü sen, doğru yol yerine, yanlış yola koyuldun. Sen de ‘herkesleştin‘, ortamına ayak uydurdun. Gözünü başkası bürüdü, aklına başkaları girdi. Aramızdaki mesafeler, seni çok kolay alıkoydu herşeyden. Kendi sözüne bile inanamazken, başkalarına inandın, sen yanlış yola saptın.
Vakt-î zamanında, eksiltili cümlenin arasında lafını etmiştin “Ölmemi ister misin? O zaman için rahat edecek mi?” diyerek. Ben de “Hayır!” demiştim tabiki de.
Hâla ‘hayır‘ diyorum.
İşte tüm bu sebepler yüzüden;

Ben sana çoook uzun bir ömür diliyorum“..

Please follow and like us:
3