Uzaylılar var mıdır acep?
Var desek olmaz, yok desek hiç olmaz şimdi. Gariplerin varlığından da yokluğundan da şüphe ediyoruz sanki. Hani var desek aralarındaki muhabbetler nasıl olurdu dersiniz. Var mısınız bir hikaye ile özdeşleştirmeye..

E hadi o zaman, vira, rast gele!

Mars’ın en işlek mekânlarından, metropol şehri olan Krataryus’ta bir kız yaşarmış. Bu kız zengin mi zenginmiş. Babasıgillerden Kolinktus vakti zamanında bir uzaydelen inşa etmiş oraya. Onyüzbinmilyon katlı. Bizim bu kız da da orada yaşamına devam edermiş. Dünyalılardaki Rapunzel gibi saçları yokmuş ama tee aşağılara kadar sakıtacak. Onun yerine asansör sistemi yapmışlar. Zaten yer çekiminin etkisiyle birlikte yukarıya çıkan insanların kafasına kraterle vurarak tekrar aşağıya kolayca indiriyormuş. Uzaydelenleri güzel mi güzel bir yerde, samanyoluna bakar şekildeymiş. Odasına uzandığında resmen yıldızlarla oynuyormuş. Hatta dünyalıların Samurai’ları gibi arada bir fırlatıyormuş sağa sola, bunu da o dünyalılar yıldız kaydı falan zannediyorlarmış. Bir de dilek tutuyorlarmış bak sen şu işe.

Sonra bir de en ücra, kuytu köşede, krater çukurlarının birinde bir garip mahlukat yaşarmış. Ama fakir mi fakir bir görsen. Üzeri leş gibi Azot kokuyormuş. Açlıktan nefesi kokuyor, asırlardır su bulamadığı için yıkanamıyormuş da. Evde bir tane kardeşiyle birlikte ordan oraya günlerce zıp zıp zıplıyorlarmış. Ne vakit kardeşler adlarını birbilerine söyleseler gülüyorlarmış. Biraz dünyalılardan esinlenmişler malum. Hani yeni bir icat yaptıklarında, bir robot ürettiklerinde onlara A180, K23 gibi isimler veriyorlarmış ya bunlar da o nesile kurban gitmişler işte. Kız kardeşinin adı A-101 ötekinin adı da Kipa’ymış. Anlayacağınız üzere diğeri iğrenç espriye denk gelmiş işte. Dünyalıların alışveriş sevdalarına kurban gitmişler A101, Kipa, Gimsa gibi çeşit çeşit uzaycanlarla yaşar olmuşlar.

İşte dünyanın kafası da zaten ayrı bir güzelmiş. Her daim dönüyormuş kafası. Malum Oksijeni fazla geliyor, sürekli kullanınca bağımlılık yapıyor. Dönüyor da dönüyor kafası her gün. O kadar dedik ona ‘Bırak şu mereti, yeter. Çarpıyor işte seni’ diyerek ama, laf anlatamadık ki hiç. En son Oksijeni çektiğinde zaten nasıl bir kavgaya girdiyse, elemanın biri bir koymuş buna, şaftı kaymış resmen. Allah’tan elinin ayarı düzmüş de eksenini sadece 23° kaymış. Yine bir gün de birinin canını nasıl sıktıysa artık, bir koymuş buna, kafadan gözden. Resmen şişirmiş göbeğini. Arkadaş bu kadar da sıkılmaz, basılmaz ki! Resmen üzerine çıkmış, göbeği patlayacak olmuş. Hepsi o aldığı Oksijen yüzünden işte. Kafa gidiyor hacı, kaybediyor kendini.

Bir de bizim bu kraterdeki A101, Kipa, Gimsa uzaycanlarının canı sıkıldıkça, uzayı taşlıyorlar ya hani. Böyle atıyorsun, sektiriyorsun taşı. İşte o taşı uzayda çok hızlı atınca, arkası tutuşuyor onun. Kuyruklu bir şey oluyor böyle. Heh işte onu dünyalılar ‘göktaşı’ diyorlar. İşte ne diyelim ki onlara biz.

İşte kıçı kırık dünya da var hani. O bir gün yine çekmiş deli gibi Oksijeni, kavgaya tutuşmuş. Yemiş dayağı akıllanmıyor da p*zevenk! Haber salmış bizim 8 belalı akrabaya. Toplamış hepsini çağırmış, Neptün amca, Plüton dayı, Bacanak Uranüs, Enişte bey Satürn, İkizler Merkür’le Venüs Bilader’i. ‘Alcam ben sizin ifadeni diyerek’ hurra koşmuşlar kavgaya. Ne idüğü belirsiz mahlukat da kendiymiş garipcan. N’apsın, gücü anca bizim Plüton Dayı’ya yetmiş. Zaten dayının ahı gitmiş vahı kalmış bir koymuş buna tekmeyi, kara deliğe yuvarlanmış. Ötekiler de bir çullanınca üzerine, psikolojisi bozulmuş uzaycanın hemen topuk kaçmış oradan. Tabi bizim dünyanın keyfi gıcırında. Kafası duman bir halde yine. Açmış önüne iki tutam Ay Çöreğini, almış karşısına güneşi Oksijenle demleniyor. Güneş yakıyor bunu, o bağrıyor, sayıklıyor ‘Ay Yüzlüüüüm’ diye. Yine tutulmuş bizimkisi. 3 gündür anamız ağladı öyle böyle değil. Ay da ay, ay da ay diyor başka bir şey demiyor. Sanırsın ki biri ayağına bastı ay ay lıyor. Sen Ay’a tutulunca, bunun kendi iç dünyasında gel gitler oluşmuş. Böyle gözyaşları sel olmuş falan, içi kabarmış bildiğin. Hatta dünyalılar da bunu Tsunami falan oldu demişler. Gel de gülme şimdi.

İşte hafız demem o ki; bizim samanyolu çok bozdu çok. Öyle böyle değil. Önünü alamadık. Kara delikler cirit atıyor etrafta, anam anam sorma gitsin. Herkesi içine çekiyor, herkesi kaçırıyor. Dünyada da varmış bunlardan organ mafyasıymış. Dünyacanların dalağını alıp böbreğiyle yer değiştiriyorlarmış, sakatat yapıyorlarmış. Bizim bu kara delikler öyle de değil, direk alıyor götürüyor ayağı kırılasıcalar!

Sonra bizim bu uzaycanlardan Kipa, metropol şehrine gitmiş. İsteyerek de olmamış hani. Ağzı gözü havada dolanırken, yine kraterin birine çökmüş, azot çekiyor. Ne de tuhaf gezegen olduk zaten, biz böyle miydik eskiden. Ahh ahh!. Çekmiş bu Azotu işte, kafayı bulmuş. Hele bak dünyada varmış bunlardan biliyor musun. Orda da toner mi varmış, yok tuner miydi o ya? Yok yok incelme vardı orda heh tiner tiner. Tinerciler varmış, onlar gibi oldu bu da. Çekmiş işte hacı kafayı, sapıtmış yolu. Bizim patika yoldan değil de, yeni Mars Belde Başkanı Marsiye nin yaptırdığı asfalt yoldan gitmiş. Gitmiş de ne olmuş, uzay deleni görmesin mi orada. Ağzı açık amele sümüğü gibi kalmış orada. Tepeye gözü erişmemiş, bir parıltı görmüş sadece ama kalmış yani bildiğin. Migros diye tabela asmış uzaydelene. Niyeyse? Niye olacak ismi işte. Dünyalılarda da var ya bu kapı zillerine isimlerini yazarlar bu da öyle yapmış işte, ışıklı caf caflı bir şey. Neon’la donatmış. Kızıl Gezegen’den getirmişler -çaktırma kızıl gezegen de zaten biziz, maksat uzaktan geldi sansınlar işte ne olacak. Kıçı kırık Mars pazarından almışlar, yutturmaya çalışıyorlar, peh!-.

‘Azot çeken Kipa, bağırmış yukarı doğru Migrosssss! Koş 1 TL günleri başladı’ diye.

-Dur bir dakka bu böyle olmayacaktı sanki, baştan alalım-.

Azot çeken Kipa, bağırmış yukarı doğru Migrosssss! Acı çekiyorum ben, bağrım yanıyor, Migrooossss!

Açmış Migros sürgülü pencereyi. İnsan bir zeytinyağı sürer, ne biçim gıcırdama o. Gıcrrrrtt diye açmış.

-Ayol ne var bea, pis uzaycan! Ne böğürüyorsun öyle sütçü gibi. Yok istemiyoruz süt müt, hadi git

demiş. Niye böyle bir şey demiş Kipa da anlamamış ama, demiş yani. Onuru, şevki kırılan Kipa, kafasını eğmiş. Sessizce kendi kendine konuşmaya başlamış.
‘Ben yine Azot’u fazla kaçırdım di mi. Oysa o kadar da kendimi tutmuştum, o kadar da zorlamıştım. Çok boş insanım ben, çook! İşim gücüm boş boş dolanmak böyle. Sonra gidip bir de bunları beleş bulduğum wireless’la, amcaoğlundan kalan I-Pad’le yazmaya çalışıyorum. Yazdığımı da satabilsem ya. İş yok ki burda. Kimse bakmıyor, okumuyor bile. Anca dünyaya gönderiyoruz işte. Onu da sahil kenarında mı okuyorlarmış, n’apıyorlarmış anlamadım. Arada bir öyle söylenti dolanıyordu. Ne kadar da boş insanım, ne kadar.. Pıyy bana bea!’

Bunları sayıklayan uzaycan Kipa, yine kıçı kırık, külüstür evinin yolunu tutmuş. Kardeşi A101 evde aç, bunu bekler. Bu yine eli boş döner tabi. Malum boş insan, ama elinde döner var. Nerden çarptıysa artık. Götürür A101’e. O da ne aç öyle, tıkınır durur orda, uzatmaz bile abisine. Neyse yesin de o, büyüsün de, abisi alışıktır kuyut köşelerde azot çekmeye.

.
..

….
……

-The.End/or/To.Be.Continued/or/Whatever!-


Belki de vardır ve böyle muhabbet ediyorlardır o uzaycanlar, hı ne dersiniz? =))

Peki madem öyle;

[poll id="28"]