Bu sayfa da neyin nesi böyle demeyin hemen 🙂

Kendi yarıçapımda karaladığım sözleri burda toplayım dedim. Hem hepsi bir arada olmuş olur hem de beğenen olursa burdan (ç)alıntı yapsın diye.

Ama burda şunu üstüne basa basa belirtmeliyim ki;

burdaki sözler “alıntı” değildir, iyisiyle, kötüsüyle, güzeliyle, çirkiniyle benim karaladıklarım olduğundan eğer bir yerde paylaşacaksanız isim belirtin. Parmaklarını kopmaz, elleriniz çatlamaz, klavyeniz bozulmaz merak etmeyin. Ama lütfen bir şekilde alıntı olduğunu belirtin.

Ne kadar bu yazıya itibar edilir bilmiyorum ama, ben dile getireyim devamını zaman gösterecektir zaten 😉

Neyse hadi başlayalım o zaman

aLi’nin Dünyası


    Vahşetim “sadece” kendime, ne atan bir damar, ne de toplayan bir yâr…Yâr’adır bendeki “sadece”.. Aslında hepimiz Alzeihmer hastasıyız, yalan söylediklerini bildiğimiz halde güveniyoruz yine aynı insanlara. Belki sen benim için ‘imkânsızsın’ ama; biraz gözlerini aç, etrafına bak da aramıza imkân sızsın!

    Yağan aşırı gözyaşları nedeniyle, bugün o’kul yine katil ilan edildi..

    İnsanların arkalarından çevrilen işler, dünyanın dönüşünden daha hızlı anlaşılan..
    Durmak bilmiyor!

    Bir yapbozun parçaları gibi herşey. Ben yapıyorum sen bozuyorsun..

    Cennet annemdir, annemsiz cennet bile bana cehennemdir!
    Dikiş tutmuyor bağrım, hareket ettikçe kanıyor göz kapaklarım..

    Benim kalemim dansa kaldırır kağıdı..
    Öyle bir salınır ki cümlelerim, silgim bile hayran kalır..

    ‘Ben her zaman yanındayım” diyenler, aslında her aradığınızda meşgul olan, yanınızda olmayanlardır..

    Mesela sen ‘ben’ olsan, sonsuza kadar tenimde olsan.
    Ve ben sana hep ‘ben’imsin desem, ne güzel olurdu..

    Ki sen benim; gizli sevgilim.
    Adını bile hiç zikretmedim.
    Çünkü sen hep gizli öznesiydin
    Eksiltili cümlelerimin..

    En uzun gece 21 Aralık falan değil. Sen gittiğinden beri ‘her gece’!

    İnsan doğar, büyür, “yaşarken de” ölür..

    Güvenilmek, sevilmekten iyidir.

    Emir cümlesi kullanmayı sevmem ama, gel, kal ve sev işte!

    Şu bir çift elimi tutmak yerine, onun yazdıklarını okumak daha kolay geliyor sana di mi?

    3 nokta koyardık, önceden sonsuza giderdi, şimdi onsuza gidiyor..

    Oysa ben senin alnındaki çizgiler gibi olmayı istemiştim.
    Doğduğunda olmayan ama son nefesine kadar hep seninle olan..

    Ama düşersen bir gün sevgili,
    Sen bulma beni.
    Bir başkası için atarsan şalını,
    Dönme sakın geri..

    Sanal ortamda paylaştığın duyguları gerçek hayatta paylaşsaydın insana benzerdin.

    Ben büyüttüm aslında seni kendi ellerimle.
    Bakma normalde ‘tek satırlıksın’ ama, roman yaptım işte hayalinle.

    İmâlim bozuldu dayanmıyor artık mukavemetim, talaşlı üretim misali akıyor yanıbaşımdan tüm akışkanlar. Söylesene bana, neresi yabancı dil bunun? Her birini ölçmeye kalksam diyorum, o da olmuyor. Şimdi bir motorun otto çevrimi bile yetmiyor tüm sıkıntıları sabit hacimde dışarı atmaya.

    Ölümüne uyumak gerek bazen.

    Her insan fotoğraflarda güzel çıkmadığını düşünür ama elki de yanlış düşünür insan.
    Aslında en doğal hâlleridir fotoğraftaki hâlleri. Sadece o anki gibi bakarlar sana.
    Ağızları vardır, dilleri yoktur. Senin hakkında atıp tutmaz, yalan söylemez, türlü türlü sözler verip yarı yolda bırakmazlar. Gelecek vaad edip o geleceği yıkmaz, sonra da terketmez seni. Nankörlük etmez, aldatmaz seni. Olduğu gibi durur ihanet etmez sana, sırtına bıçağı saplayıp sonra çekip gitmezler mesela. Susar hep, oturur baş ucunda..

    Kum saatine saklanmış zaman.
    Tutunmak ne mümkün!
    Ince bir sızıntıyla kayıp gidiyor avucumuzdan..

    Dünüm bitecek
    Yarın gelecek
    Yârin kollarında
    Yarım kalacak
    Bir yanım hep ağlayacak..

    Geçmişin hatrına susuyorsam bil ki geleceğine sövmemek içindir

    Yeniden dokuyorum yüreğimin kumaşını,
    İpliklerim daha sağlam, ilmiklerim daha sıkı..

    Gözüm yok başka şeylerde.
    Sadece dinlenmek istiyorum bir köşede.
    Ardından bir kahve istiyorum, alsın tüm yorgunluğumu diye.
    Sonra ışıkları kapatıp, kaybolmuş beni bulmak istiyorum izninle..

    Bana artık masal anlatma baba, aşırı yalandan hapise gireceğiz sonra.

    Bir gece başlayan herşey, sabah uyandığında devam etmiyorsa, anla ki; etrafın sahte.

    Ben kürkçüysem eğer, dönüp dolaşıp kapıma gelen tilki için not bırakırım..
    “Taşındık”..

    Keşke aşkı kutuplarda yaşasak. Tek gecelik bir ‘aşk’ımız  bile en azından 6 ay sürer.

    Oysa ben hep senin aşkını şarap misali yudumlardım taa ki senin ihanetin şarap’nel gibi yüreğime saplanana kadar!

    Bir gecenin karanlığında başlar herşey,
    silsileler bütünüyle devam eder gece boyu..
    Herşey güzeldir ama,
    Uyanınca anlarsın hâla yalnız olduğunu..

    Beraber yürüdük biz bu yollarda diyorduk da,
    şimdi n’oldu, asfalt mı döküldü üzerine?

    Devamını getiremiyorsan yazdıklarının, karalamayı boşver, sil gitsin..
    Sevmeyi beceremiyorsan eğer, umut vermeyi boşver, bırak gitsin..

    Güneşin batışına üzülüyordum da, artık doğuşuna üzülüyorum..
    Her yeni güne yeni bir sahtelik ekleniyor..

    Bana gözün yüksekte diyorsun
    Benim gözüm yüksekte değil, “senin üzerinde”.
    Ama bence senin burnun biraz havada,
    Yok yok, bence burnun değil de…
    Neyse..

    Newton’un kafasına düşen elmanın sebebi “yer” çekimiymiş..
    Benim başıma gelenin sebebi de “yar” çekmi anlaşılan..

    İliklerime kadar işleyen soğuktan mıdır bu kadar üşümem,
    yoksa gönül kapımın aralık kalmasından mıdır,
    Bilemedim ben onu..

    Benim kalemim dansa kaldırır kağıdı..
    Öyle bir salınır ki cümlelerim, silgim bile hayran kalır..

    Suskunluğumla bütünleştim bu gece,
    Aklım bir karış havada
    Bedenim herşeyden çok uzaklarda..
    Issız bir ada gibi bu gece bu oda..
    Bir ben varım,
    bir titrek bedenim,
    üşümüş hüzünlerim,
    bir de yalnızlığım var yanıbaşımda..

    Yaktım bir sigara, balkonun kenarında.
    Üzerimde etten giysim, gözlerimde nem..
    Dumanını çektikçe, titriyor bedenim..
    Ufuklara doğru kayar düşüncelerim,
    Uzaklara dalar dalar gider hüzünlerim..
    Ben seni görmeyi dilerken,
    Tek bir kalemde siler herşeyi sözlerin..

    Önceden derdim ben u/mutluyum..

    Ama dedim ya işte “önceden”..

    Şimdi ise u/mutsuzum.

    Omzuma başını yasladığında nefesini hissetim..
    Kalbinin ürkek çarpışlarıyla yankılandı etraf..
    Ne diyeceğimi bilemedim,
    Bıraktım kendimi..
    Sardım, sarmaladım belini..
    Düşünmedim gelmişimi geçmişimi.

    Bakarsan bağ olur, bakmazsan g.t olur..

    Atı alan üsküdarı geçmiş seni alanın vay haline

    Yağan yağmur benim gözlerimi ıslatırken, senin yüzüne tükürsün emi!..

    Sözlerim var sadece benim,
    anlayana,anlayabilene..
    Dertlerim var benim
    çekene, çekebilene..
    Hüzünlerim yığınla,
    ortak olabilecek olana, olabilene..
    Hiçbir şey değil sadece “ben” varım isteyene..

    Seni bir gün karanlık, ıssız, tenha bir sokakta kıstırmak istiyorum.

    Daha sen ağzını açıp çığlık atmadan susturup,

    sadece gözlerinin parıltısına bakarak sessizce “seni seviyorum” diye fısıldamak istiyorum..

    Bana sevgim büyük diye övünürken, ihanet yeleğini sırtına almış gezinen “sen”sin!

    Sana tehlikelisin dememişmiydim, bak canevimden vurdun beni.

    Polyanna artık herşeyin farkında, o da inanmıyor mutluluk denen  sahte oyuna!

    Rapunzelin saçları döküldü diye vazmı geçerim sandın! Gerekirse merdiven dayar şatoyu yıkardım sen farkına varamadın!

    Aşk 29 harf değil.”TEK” harftir ve sadece “O” vardır!

    En iyi arkadaştan en büyük düşman çıkar. En büyük aşktan en büyük ihanet doğar.

    Evet karanlığa dokunabiliyorum artık, hissedebiliyorum keskin rutubeti, yürüyen karıncanın ayak sesleri gibi beynimde dolanıyor cam parçaları, evet evet sanırım ben yavaşça ölüyorum..

    Şimdi bana kaybolan yıllarımı geri verin diycem de, geri verebilirseniz eğer, demek ki kaybolmamıştır.
    Demek ki benden “çalmışsınızdır”..
    Çaldığınız yıllarımı geri vermeyin o zaman üstü sizde kalsın.

    Mutluluğu başkasında aramış kahpe! Benim kalan mutluluğumu da vereyim de ikiniz mutluluktan geberin!

    Kestiğim hiçbir bileğim acımıyor artık,
    Durdurmak istemiyorum akan hiçbir damla kanı,
    Aksın, gitsin..
    Benim olamadığım kadar o damlalar özgür olsun..

    Kırmızı da gül, beyaz da..
    Sana farklı gibi görünebilir ikisi belki ama
    İkisinin de görünmeyen dikeni var..
    Sen de bana “farklıyım” diyorsun da…
    Niyeyse bir türlü inanamıyorum
    Senin de “görünmeyen bir dikenin” olmadığına..

    Güneş uzaktadır ısıtır içini, seversin. Ben uzaktayım senden, seversin..
    Güneş bastırır tepene, yakar, kavurur içini, nefret edersin.

    Ben yakınlaşırım seni daha çok severim, sevgimden nefret edersin.
    Ben sana yakın olsam da sevmezsin, uzak olsam da sevmezsin.

    Ben senin oyuncağın değilim ki kırıp kırıp birleştiresin!

    Sevme arkadaş! Asit yapar sevdiklerin,  çürütür yüreğini!

    Sen nasıl peltekmişsin yahu!
    Seni seviyorum derken, meğer sen
    “Teni Seviyorum” diyormuşsun!

    Aslında hep sığınırım duvarların arkasına,
    menzilim uzak bilirim,istese de yetişemeyecektir kolum..
    O yüzden, ne yorgun, ne solgun,
    bir çuvalın arkasında kafasından vurgun..

    Dünya ahiret bacımsın bundan sonra diyip sarkıntılığı kestiğini zannedenleri gördüm de

    anam avradım olsun diyerek ne yapmaya çalıştığını ne ben ne de etraftakiler kestiremedi. Amacın neydi yeğen?

    Bir tek kendimi arkadaş olarak bilirdim ben..

    Ekleyim dedim facebookta..

    Kendimi arkadaş olarak ekleyemezmişim öyle dedi. Bir kez daha yıkıldım.

    İnsanların arkalarından çevrilen işler, dünyanın dönüşünden daha hızlı anlaşılan.. Durmak bilmiyor!

Hıçkırık gibi tutsaydın beni, boğazında düğümlenip kalsaydım keşke..
Bırakmasaydım seni ölesiye..

Gecemi gündüzüme karıştırmadım hala,
Çünkü ne güneş doğuyor,
ne de ay çıkıyor karşıma..
Kaçan kaçana..
Hepsi birer birer saklanıyor bulutlar arkasına..

Dikiş tutmuyor bağrım,
Hareket ettikçe
Kanıyor göz kapaklarım..

Polyanna artık herşeyin farkında, o da inanmıyor mutluluk denen sahte oyuna ..

Oysa ben sadece tarihin kesin çizgilerle ayrıldığını zannederdim. Meğer

M.Ö. (Makyajdan Önce) ..

M.S. (Makyajdan Sonra)..

Yarına güveniyordum, bugün sattı, şimdi o bile dünde kaldı.

Çoğu zaman susmak gerekir aslında..
Susacaksın ki, karşındaki kendi çığlıklarında boğulsun.
Bırak kendi söylediklerini, kendisi duysun.

Gönlünden ne koparsa diye cümleye başlayan dilenci Sus artık! Kopan koptu zaten daha ne istiyorsun!

Evet erkekler ağlamaz.. Çünkü ağlarsa gözyaşında “boğulursun”!.

Hadi kutuplara taşınalım.. Orda “tek gecelik”miş diyemezler sevgimize..

Kaktüs gibi bir damla suya hasret kalacaksın unutma!

Sensiz günleri kazaya bıraktım, kazaya uğradık ikimizde..

Kurşun döktürdüm anılarıma, kaldırdım tozlu raflara. Ben değil, bıraktım o düşünsün artık bundan sonra.

Biz de gördük ‘ölümüne seviyorum seni’ diyenleri. Maşallah hepsi de turp gibi cayır vayır yaşıyor vallahi.

Daha fazla sıkma canımı. Durma.Hadi al topunu sektir git.

Oysa ben hep senin aşkını şarap misali yudumlardım taa ki senin ihanetin şarap’nel gibi yüreğime saplanana kadar!

Çok sevme arkadaş!
Sevildiğin kadar seversin devri bitti
Onu söyleyenler çoktan ölüp gitti
Sevmediğin kadar sevilir
Sevildiğin kadar (3 nokta)

Resimden silmekle sildiğini zanneder insan geçmişini..

Bulutlar acil durum! Toparlanın, ağlamamız gerek!

Eğer gözüm kapalı rüya görebiliyorsam, seni görmeden de sevebilirim / seni sensiz de sevebilirim..

Öyle bir zamanda geldin ki,
Yaralarımı sarıp sarmaladın,
Hasta bir çocuğu,
Hayata bağladın..

Baştan sona süz ama üzme beni..

Hıçkırık gibi tut ama bırakma beni..

Tercihleri farklı olunca insanların seçtiği şıklar da farklı oluyor..

Başka bir şehirde seni seviyor olsam ne fayda..

Senle beraber yanyana rüyadaydık, şimdi uyandık.

Ben sana uzak, sen bana tuzak.

Yatağın solundan kalktığım için değil, sen solumdan kalktığn için huysuzum bu kadar..

Evet 1 numarasın sen, her işinde, her sözünde var ‘1 numara’..

Aynı gökyüzünü paylaşsak da, sana hava hep güzel, bana hep yağmurlu..

Sakarlık değişkenlik gösterir. Yeri gelir ‘gönlüne düşer’, yeri gelir ‘gözünden düşer!’

Sen şimdi git o kişiliğini başka kucakta oturt!

İmla hatası gibiydi seni sevmek. Gereksiz yerde, gereksiz kullanılmış, yanlış, saçmasapan..

Ben elimden geleni yaptım. Sevdim, saydım, bağlı kaldım. Onun elinden bir şey gelmemiş, ayağnı sürüp çekmiş gitmiş.

Bugün bir yıldız tuttum.. Tuttum da avucumda söndürdüm.

Uyuyacağız, uyanacağız, uyuyacağız, uyanacağız geçecek gidecek diye avutulduk, kandırıldık küçüklükten beri. Hala da devam ediyor..

Herşeyin markası varmış, benimkisi de ‘sen’sin.

Kokumdan bir buse aldım, kondurdum boynuna. Her rüzgâr estiğinde beni, bizli günleri hatırla.

Okeydeki yancılar gibiymişsin. Benimle olduğunu düşünürken, oyun bitene kadar ömrümü yiyip bitirmişsin!

Eğer bile bile atlamışsan ateşe, canın daha az yanar

Bana ‘geçer’ deme! Geçeceğini ben de biliyorum zaten. Asıl sorun ‘Nasıl geçeceği?’.

Bitti diye ağzından salyalar damlasaydı keşke, o bile asil kalırdı şerefsizliğinin yanında!

Seninle birlikte bir ömür geçirmemiş olabilirim. Ama yumurtlamadım diye yumurtanın bayatını da tazesini de anlamayacak değiliz herhalde.

‘Sevdiğini söyleme yoksa inanırım’..
Ulan zaten inan diye söylüyor sana geri beyin!

Define gibi yerin 10 kat altındaydın. Ben çıkardım ama müze sahiplendi seni. Sen de unuttun seni dünyaya getireni.

Neden yaptığını sormuyorum, ne’densiz olduğunu biliyorum çünkü!

Biz hayal kursak da, biliriz hep takılır kursakta..

Kanayan dizlerim değil artık anlasana!

Gökyüzünde yalnız gezen yıldızların doğrusal bir hareket mi yoksa sabit ivmeli düzgün hızlanan bir hareket çektiğini düşünürken

Sahibinden 4 odalı dublex kalp kiralıktır *Aileye verilmez.

Karbondioksit gbiyim belki sana zarar veriyorum ama içmesini bilenin tatlandırıcısı oluyorum farkındaysan.


İmalim bozuldu dayanmıyor artık mukavemetim, talaşlı üretim misali akıyor yanıbaşımdan tüm akışkanlar. Söylesene bana, neresi yabancı dil bunun? Şimdi her birini ölçmeye kalksam diyorum, o da olmuyor. Şimdi bir motorun otto çevrimi bile yetmiyor tüm sıkıntıları sabit hacimde dışarı atmaya.