Please follow and like us:
3

Haftanın en yorucu başlayan bir gününde, sıcacık yatağın verdiği huzurla uyandım. Gözlerimi açmaya dermanım yokken çalan alarmı susturmaya çalıştım. Aksi gibi tuşlara kilit koymuşum, kapatamadım! Oysa ne de güzel rüyadaydım. Mavi bulutların ardında, beyaz güvercinlerin eşliğinde seninleydim. Yanıbaşımızda bir çayımız ve daha yeni fırından çıkan sıcacık simitimiz vardı. Bitmemesini isteyeceğim tek rüyaydı, inan!

Dışarıda deli gibi yağan yağmur, kasvetli bulutlar hiç benzemiyordu rüyama. Ve beni o kadar çok yatağa bağlıyordu ki; bırak okula gitmesi uyanmayı bile istemiyordum. Sarmaş dolaş sarıldığım yorganımla, gözlerimin önünde hala duran hayalin yetiyordu. Oysa gitmek zorunda olduğum bir dersim vardı, acı ama gerçek. Üzerimdeki pijamaları çıkartıp, giyindikten sonra montumu salladım omzuma, çıktım yağmurun altına. Derse gidene kadar suratıma çarpan damlalar, yüzümü soğutsada, gördüğüm rüya ısıtmıştı içimi çoktan.

Ne biçim derslerimiz vardı bizim böyle. İlk ders Matematik, sonra Tarih, son ders de Resim. Bitmek bilmedi, tükenmedi hiç biri. Seninle rüyadaki gibi buluşabileceğimizin olasılığını hesapladım tüm Matematik dersi boyunca. Tarih’te kaç kez tekerrür edebilir diye sayıkladım. Taa ki son derse gelene kadar. Asıl vurgunu yapan o’ydu bana.

Mutluluğun resmini çiz dedi bir anda. Oysa benim yeteğenim yoktu ki, Cin Ali ile Cin Ayşe’den, iki kibrit çöpünden başka bir şeyi çizemezdim ki. Hem mutluluğun resmini nasıl çizebilirim. Ah keşke yastığımın altından alsaydım senin resmini ve koysaydım sıramın üzerine. Haykırsaydım o öğretmene;
‘Hazır çizilmişi var öğretmenim, benim mutluluğum da, resmim de işte bu!’ deseydim, diyebilseydim keşke..

Please follow and like us:
3