Please follow and like us:
0

Her takvimin başlangıcı, bir dönüm noktası vardır geçen zaman diliminde. Ve hep ‘aynı‘ noktadan sonra tekrar eder kendini. Hepsi gelir, geçer, gider.

Bir de bu takvimin üzerinde ‘dönüm noktaları’ vardır. Tarihe damgasını vuran, üzerine düşen gün ışığının düştüğü farklı bir nokta. Fırtınanın koptuğu, toprağın yerle bir olduğu ve ardından aynı topraktan yeni tomurcuklardan, yeni filizlerin ortaya çıktığı anlar.

Milâd deniliyor o anlara. Tarihi değiştiren, eskisinden farklı işleten o zamanlara. Tüm yaşanmışlıkların üzerine çekilen beyaz bir örtü olan o anlara. Tıpkı derin bir yaraya yapılan pansuman gibi. Tıpkı hasta yatağından gün ışığıyla sağlıklı uyanmak gibi. Tek celsede boşanan, tüm kötülüklerin aleyhine çıktığı an gibi olan o anlara denilir.

Sen de benim milâdımsın. Tozlu raflara kaldırılmış bir kitabın tozunu alan, eskimiş sayfalarını aralayan. Kilitli bir sandığın kilidini kırıp, içini açan. Yağmur sonrası gök kuşağının sonunda, kimsenin bulamadığı hazineyi gün yüzüne çıkaran. Bir kum tanesinin, güneşin yakıcılığıyla, istridyenin sıcaklığıyla inciye dönüşmesine neden olansın, sen.

Issız  bir adaya düşen, kar tanesini buldun sen. Herkesten, herşeyden uzakta olan bir kabuğu buldun. İçi kırık dökük parçalarla dolu, paramparça bir kutuyu buldun sen. Kimsenin açamadığı, açmaya cesaret edemediği bir kara kutuyu buldun.

Korkma, aç onu.

Korkma, sarıl ona.

Korkma, yakınlaş bağrına.

Ürkek bir ceylan misali, yanaşıyor sana. Adımını korka korka atan, başını masumca göğsüne yaslayan bir ceylan gibi sığınıyor kollarına. Sar onu, sarmala onu. Yorgun çıktı savaştan. Ağır yaralar aldı sırtından.

Feri gitmiş gözlerinin, titriyor soğuktan minicik yüreği. Al, sahip çık ona. Belki sana villalar, köşkler vaâd etmiyor ama, bir dört göz odası var sol yanında, hepsi sana ait olan. Onu vaâd ediyor.

Niye ki? Neden ediyor?” diye sorgulama. Dedim ya ‘milâd‘ı vardır her takvimin. Dönüm noktası vardır, yaşanan her şeyin. Dönüm noktası oldun, döndürdün kum saatini tersine. Son düşen taneleri tuttun sımsıkı gözlerinde, tekrar çevirdin kum saatini tersine.

Tam da güneşin yaktığı bir mevsimde düştü yıldırım gökyüzünden, yüreğimin köşesine. Tam da o an ıslandı toprağımdaki tohum. O an filizlenmeye and içti ruhum.

Bedenimdeki hücreler titredi. Gözbebeklerimin ardına saklanan hüzünlerim, terk etti bedenimi. Bir başka çarptı yüreğim, bir başka baktı gözlerim. Tenimdeki tenin, burnumdaki kokun sardı tüm benliğimi.

Ürkek bir tavşan gibi, adım atmaya korkar gibiydi gelişin. Tutmaya cesaretin yoktu elimi, heycandan tutuktu dilin. Şaşkınlığını sevdim senin, çarpıntısını hissettim kalbinin. Kolumdaki bilekliğimden tanıyışın bile bir başkaydı milâd denilen o sevgilinin.

Adını ürkek koyduğum sevgilim, göz bebeğimdin. Kirpiklerime tutunmuş, iç çekişlerimdin. Bir başkaydın sevişlerin, bir başkaydı tutuşun ellerimi. Bir başkaydı gönlüme giriş için aldığın biletin.En ön safa yerleştin, geleceğe dair kurduğum hayallerimin.

İşte bu yüzdendir bu kadar iç döküşlerim, bu denli yoğundur cümlelerim. Öznesi belli artık tümcelerimin, dolaylı anlatmıyorum belirtili nesnelerimi. Her bir öğemde, sen gizlisin. Sen de gizli anlamı yüklemlerimin.

Günahkârım sayende. Sevmekle günahkârın oldum. Sevdiğimin, sevebildiğimin farkında oldum.

Boşuna demiyorum milâd diye, gün dönümüm oldun, güneşe dönen yüzüm oldun sen benim. Tozumu alan, kilidimi, zincirlerimi kırıp atan oldun. Yeniden umut edebilmeme, umut oldun.

Milâdım oldun..


Please follow and like us:
0