Please follow and like us:
0

Kendime son mektup

Çok uzun zamanlardan beri, insanın bir türlü yanıtlayamadığı, kimilerine göre gereksiz, kimilerine göre imkansız, kimilerine göre mutluluk, çogunluğa göre de acı demek aşk sözcüğünün anlamı. Son zamanlarda sevgi de katıldı kervana. Ve en nihayi son koşulsuz sevgiyi sorgulamaya başladık. Ve bunu da sevgi enerjisine medan okuyarak acımazsızca yaptık.

Gerçekte insanı acıtan duygularımı, yoksa duygu destekli bağımılıklarımı isimli iç araştırmamın faturası yine her zaman ki gibi akli yolla tespit edilen EGO ya kesildi. Bir kitapta aydınlanma deneyiminde insanın karşısına çıkan en önemli engel kendi egosudur diyordu. İnsanı acıtan aşk mıdır, beklentilerine cevap bulamamış olmasımıdır.

Sonra başlıyor yine iç konuşmalarım. Beklentilerine ceap bulamayan insan ne hisseder. Hayal kırıklığı ilk sırada bayrağı almış gidiyor. Arkasından zaten beni önemseseydi böyle davranmazdı. Ve en nihayetinde zaten beni sevmiyor ki.

İnsan ne zaman acır, ne zaman acır insanın içi sorusunun cevabı kabul görmeme durumları diye çıkıyor karşıma. Bir sebepten, herhangi bir sebepten değişmesi istendiğinde yanıyor gibi insanın canı. En azından iç sorgularımdan çıkan sonuç bu. Değişmesi istendiğinde neden üzülür diye başka bir soru daha patlıyor beynimde. Öyle sanıyorum ki değişmesi istenen kişiye bilerek ya da bilmeyerek “sen bu halinle sevemeyeceğim, kabul edemeyeceğim birisin” diyor olabilir miyim diyorum kendime.

İnsan en yakın hissettiğinden, çekim duygusunu en çok yaşadığı kişi ve/veya kişilerden birşeyler bekliyor. Hatta bunu o kadar ileri götürebiliyor ki, beklentilerin karşılanması değer verilen kişinin görevleri arasına karışıveriyor zaman içerisinde. Bazen nasıl bir adalet kavramı olduğunu düşünüyorum. Ben seni seviyorum, o halde sen benim kölem olmalısın :)) Yetişkin bedenlerin içindeki çocuklar daha bir şımarıyor birisine kıymet vermeye başlayınca. Sevginin kendilerine has bir kaynak olmadığının, paylaşıldıkça çoğaldığının, sevgi halinin insanı azaltmedığının bilincinde değiller çünkü. O kadar inanmışlar ki sevilemez olduklarına, birilerine değer vermek onların eksilmesine sebep olacak gibi davranıyor ve hatta sevmemek halinin övünülesi bir hal olduğunu düşünüyorlar. Halbuki bilmiyorlar ki sevmek kolay sevmemek zordur. Ne zahmetli ne meşakatli iş. Sürekli karşındaki kişinin seni sevmekten alıkoyacak hallerini düşünüp akılda tutmak :))

Bir çok yerde koşulsuz sevgi üzerine bir çok yazı var. Zaten bu sevginin koşulsuzluğunu da hiç anlamıyorum ya neyse. İnsanlar sanıyorlar ki koşulsuz sevgi karşındaki ne yaparsa yapsın, ona olumsuz tepkiler vermemek. İnsanlar sanıyorlar ki koşulsuz sevgi insanlara teslim olmak ve kendi kimliğinden sıyrılmak. Bu anlayış biçimi olsa olsa kölelik olurdu herhalde. Benim dünyamdaki sevgi anlayışı bu değil. İyi ki mi demeliyim, yazık ki mi bilemiyorum. Sevgi anlayışı kısıtlı olan ve insanların belli koşullar altında sevilebileceğini düşünen birileri varsa buradan sonra yazacaklarım için onlarla konuşacak birşeymiz yok demektir. Bu satırlardan sonra insanların neden sevemedikleri üzerine konuşacağız ve biliyorum ki bu bir çoklarının canını sıkacaktır.

İnsanlar diğer insanlardan birşeyler isterken her ne kadar onların iyiliği için olduğunu düşünseler de gerçekte kendi hayatlarını kolaylaştırmak ve değişmemek için isterler. Eşinin kıyafetlerine müdahale eden bir erkek, sen benimsin seni kıskanıyorum derken, aslında çok yakışmış seni diğerlerinin güzel görmesinden seninle ilgilenmelerinden korkuyorum der esasında. Eşinin beğenilerini hiçe sayarak ve bunları değiştirmesini isteyerek aslında kendisini değiştirmeme, eşine ve hayata güvenme noktasına takılmıştır. Yani kendi rahatının bozulmaması için karşıdaki kişinin rahatını bozmaya çalışmakta ve bunun için de sana “değer veriyorum”u kullanmaktadır.

Şurası kaçınılmaz bir gerçektir ki insanlar birşeyler isterlerken -ki bu çoğunlukla kendileri içindir- karşılarındaki kişinin istenilen şeye cevap verme kapasitesinin ya da isteğinin olup olmadığı ile ilgilenmezler. Empatiden sınıfta kalan bu gurup, sadece ister ve olmasını bekler. Bu düşünce halindeki insanın sevgi anlayışı taleplerinin uygulanıp uygulanmadığı ile ilişkilidir. ” o kişi senin isteğine/beklentine cevap vermedi. Seni sevseydi yapardı. Buradan da anlaşılacağı gibi koşulsuzluk sevgi hali için değil sevgisizlik hali için kullanılabilecek bir kavram esasında. Koşulsuz iteat eşitir koşullu sevgi :)))

Belki de beklenti içerisinde bulunduğumuz kişi isteğimize  nasıl cevap vereceğini bilmiyordur. Belki onun deneyimleri bizim beklentimizi anlayacak yapıda şekillenmemiştir. Belki biz Türkçe konuşuyoruzdur ama kullandığımız lehçe sebebiyle karşıdaki kişi bizi anlamakta zorlanıyordur. Belki o gerçekten sınırlarını zorluyor ve elinden geleni yapmaya çalışıyordur. Ancak sözünü ettiğim yetişkin çocukların bu durumu anlamaları bir yana, anlama çabası içine girdikleri bile çok nadir gözlenebilen durumlar oluyor. Ve başlıyor alınganlıklar, karmaşalar, hayal kırıklıkları ve ben bunu istemiyorum feryatları. Ve yine fatura sevginin adresine postalanıyor. Ben seni sevdiğimi söylüyorum ama sen bana annelik yapmıyorsun :))

Şimdi insanlar diyorlar ki;  aşk acıtır.Gerçekten aşk mıdır acıtan, yoksa aşık olunanın kul köle olmasını isteyen ilkel benliğin baskısı mı.

Şimdi insanlar diyorlar ki;  sevmeye LAYIK kimse yok. Seversen üzülürsün. Karşındaki kişi beklediğinden farklı davranırsa ve sen kendi değerini bu kişinin davranışlarına göre belirlersen, sırf sevdiğin için onu yanına değilde kendinden daha aşağıda ya da daha yukarıda bir realiteye yerleştirisen, hayatının merkezine başka olduğunu düşündüğün bir kişiyi yerleştirir ve seni mutlu etme görevini bu kişiye atfedersen, hayatının sorumluluğunu üstlenmeyip enerji üretme işini sürekli karşıdaki kişiden beklersen. doğru üzülürsün.

İnsanlar acı çekmesinde sevginin parmağının olması muhtemel değildir. Svgi insanları acıtmak, birlik bilincinden uzaklaştırmak için değil, yükseltmek ve birleştirmek için kullaenılması gerektiğini düşündüğüm en güçlü ruhani alettir. Sevgi insanların yaşamlarına ve deneyimleri saygılı davranmayı gerektirir. Sevmemek için bir çok neden bulmak gerekirken, sevmek için sadece yargılama bilincinden çıkıp hoşgörü bilincine geçmek yeterlidir. İnsanlar sevgisiz olmak için harcadıkları enerjinin milyonda birini hoşgörülü olmak için harcayabilselerdi, sevginin koşulsuzunu aramamıza gerek kalmayacaktı. Sevgi halinin korunmasının tek ol yargısız olmaktan geçer. Eskiden insanların kendilerini korumaları gerektiğini düşünürdüm. Ama şimdi biliyorum ki kainatta hiç bir hal, hiçbir durum aleyhime değildir. Bu sebepten her hangi bir durumdan korunmaa ihtiyacım kalmamıştır. 🙂

Bütün bu yazılanlarda aslında te bir şey söylemeye çalışıyorum. Her insan gül gibidir. Açıncaya kadar rengi, şekli, büyüklüğü, yaprak sayısı yani görünen özelliklerini anlamak olanaksızdır. Sır küpü güllerin en çarpıcı özelliği ise hepsi aynı şekilde kokar. Şekli ne olursa olsun, ruhani yanı yani kokusu aynıdır.

Please follow and like us:
0