Please follow and like us:
3

Düşünen varlık,
İnsanoğlu..
Düşündüğünü çoğu zaman dile getir(e)meyen, çekinen,
Sütten dili yanan, yoğurdu buzlukta saklayıp, öyle tadına bakan,
Defalarca tökezleyip düşen, kızgın kumlardan, serin sulara atlaya(maya)n varlık.
Aklının uçurumundan onlarca kelimenin intihar ettiği, kimilerinin can çekiştiği, kimilerinin son nefesini verdiği cümlelerin sahibi.
Hiç birinin peşinden gidemedi, fırlayan bir ok misâli, söyledikten sonra tutamadığı kelimelerinin annesi.

Kaç kelime doğurduk iki dudağımızın arasından, kaçının ardından göz yaşı döktük sayabildiniz mi?
Sırf birinin kalbine dokundu diye, sırf birisini üzdü diye kaç defa hapsettik onu dört odacıklı kalbimizin içinde.
Hücrelerimiz can çekişti, tenlerimiz titredi.
Gözümüzün bebeğinden süzüldü damla damla yaşlar, sıkıntıdan isyan etti döküldü saçlar.
Hangimiz farkettik?

Çok gayret ettik konuşabilmek için, kilitli kaldı sandıklar.
Anahtarları ya biz bulamadık, ya da çok derinde saklıydılar.
Belki de kör kuyuların ardında, ipsiz sapsız kaldılar.
Yosun tutmuş kuyulardan çıkmaya çalıştılar, ama her seferinde yine dibi boyladılar.

Belki de susmalıydı her zaman ki gibi o insanlar.
Belki de dile getirmemeliydi hiç birini.
Güneşi doğuramayacakları gibi, gök kuşağına sarılamayacakları gibi, susmalıydılar.
Kalemleri ellerine aldıklarında, yazmamalıydılar.
Kulaktan dolma, kalpten boşalma duyguları dökmemeliydiler üstlerine başlarına.
Susup, çekilmeliydiler kabuklarına..

Hep öyle avuttular kendilerini ama,
peki ya öyle olmasaydılar?

Ya her şey yürekten geldiği gibi, öylece süzüle süzüle gelseydi dile.
Hiç bir kağıt yırtılıp atılmasa, hiç bir yazının üzeri karalanmadan yazılsaydı?
Karşıdakinin düşüncesini yazarken düşünmek yerine, onun okuduktan sonra söyleyeceği zamanı beklemek daha iyi olmaz mıydı?
Ön yargımız, bizim önümüzde gitmeseydi de, dökseydik mürekkebimizi kalemimizin içine.

Malum dilden dökülemeyenler kağıda dökülür çoğu zaman.
Söylerken yüz kızarır, dil birbirine dolaşıverir.
Kalbin çarpıntısından, kendi sesini duyamazsın.
İki kelime, bir heceye bağlanacak yere, yüklemini kaybedersin durduk yere.
Öznesini bağlayamadan, devrik cümleler dizersin yerlere.
Oysa o kadar çok şey söylemek istersin ki o an.
Mutluluktan ayakların yere bile basamaz, damarlarında gezen alyuvarların hızına yetişemezsin.
Kimi zaman sinirden küplere biner, ama bir o kadar da heyecandan göklerde gezersin.
Sen bulutların üzerinde yürüyemezsin ama, gözlerin yürür.
Dilin dile getiremez ama, kalemin hepsini dize getirir, kelime deryasında yüzdürür.

Kim kimi bekler bu zamanda.
Yarına çıkabilmemiz bile bir mucize ise aslında, ne bu haykırış, ne bu sığıntı yaşama kabuğunda.
Bırak cümlelerin savrulsun etrafa!
Karşıdakinin canı acısa da, dök hepsini ortaya!
Mutlu olacaksa(n), durma, ser ipe, sırala ardı ardında!
İçinde kalmaktansa, çek kılıcını, savur bulutlara.
Yüz yüze gelebilmenin hâyali bile yeter insana.
Kimi zaman rüyada, kimi zaman gerçek hayatta.
Tebessümler uçuşsun havada, konsunlar daldan dala.
Senin içinde varsa yazmak, yazılsınlar orda, yazılsın burda.
Eninde sonunda ulaşacaktır amacına.

Please follow and like us:
3