Şimdi ben buradayım ya hani, bildiğin kendi kendime yazıyorum.
Ne sen okuyorsun bunu, ne de ben.
E niye yazıyorum?
Yazasım geldi yazıyorum işte.
Peki dert mi benim için?
Değil.
Senin için?
O hiç değil.

* * * * *

Okumayı sevenler bile okumaz çoğu zaman,
Kimi zaman yazının boyutu der, kimin zaman başlığı der,
Bahane üretmek istedikten sonra eder okumaz.
Yalan değil; ben bile okumuyorum ki sen nasıl okuyacaksın.

* * * * *
Bu yazıyı yazarken bile kendime kızıyorum,
‘Yazma lan işte ne diye yazıyorsun’ diyorum kendime.
Hoş söylerken bile yazıyorum ya.
Yazıyorum.
Ben de tuhafım işte.
İnsan içinden geleni yapıyor işte gördüğün üzere
karşılık beklemeden

* * * * *

Çoğu insan bunu farklı algılıyor.
Ben ‘seni’ yazıyorum arkadaş seni!
Art niye arama.
Bunlar senin de yaşayabileceğin şeylerden bir kaç kesit sadece.
Kimi zaman kendi yaşadığımı yazıyorum ki sen de yaşama diye.
Ya da ben yazıyorum ki, sen eksik gördüğün yeri söyle de ben de görebileyim diye,
Taş atmak yok, çamura bulanmak hiç yok buralarda,
Varsa bir ak, karalamıyoruz, karayı da aklamıyoruz.
Herkesin rengi belli, biz birbirine karıştırmıyoruz.
Ama gel gelelim,
Sen n’apıyorsun?
Ben n’apıyorum?
Biz n’apıyoruz?

Hepimiz ortadayız, çapulcu gibi dolanıyoruz.
Ben seni yazıyorum,
Sen başkasını okuyorsun.
Ben beni anlatıyorum,
Sen başkasını buluyorsun.
Birbirine paralel iki doğruyuz
Ortak bir noktada kesişemiyoruz.