Duygusal

Yazımsal

Bazı anlarda kendimi anlatamadığımı, düşündüğümle söylemek istediğimi ve karşıdakinin anlamasını beklediğim şeyleri tam aktaramadığımı ve haliyle de karşı taraftan tepki aldığımı hissediyorum. Normal bir şekilde düşünmüyorum sanırım. Ya da karşımdakiyle aynı frekansta düşünemiyoruz. Ki bu da haliyle bir çarpışmaya neden oluyor.

Duygularımı çok fazla dışarıya vuramam. Mesela kızdığım zaman kendimi kontrol edebilmek için susarım. Köşeme çekilirim. Eğer çok fazla kızgınlığım olmuşsa da muhakkak bir anda patlarım, öyle dışarı vururum. Ama onun dışında kızmamın ardından da hemen geçmez bu fasıl. Üzerinden biraz zaman geçecek. Ya da en basitinden karşımdaki alttan alacak. Olduuğğğ hep karşıdan mı bekleyeceksin demeyin şimdi bana. Çok fazla bir şey değil çünkü bu. Karşıdaki de sinirlenmiş kızmış olabilir ama -eğer yapabiliyorsa- alttan almayı denemeli. Ya da üstelememeli mesela bir şeyleri. O da sussun o zaman, sakinleşsin iki taraf sonra devam etsin. Yanlış mıyım?

Sevgimi de çok fazla belli edemem. Aslında etmeye çalışırım ama hani bir tabir vardır ya ‘Kasap sevdiği eti yerden yere vururmuş’ o söz misâli ben de sevdiğim zaman hırpalarcasına seviyorum. (Aynı zamanda ayı yavrusunu severken öldürürmüş tabiri de var onu es geçtim..) Sevgimi çok fazla dillendirmem ama. Ya da o günümüzde herkesin ağzında artık sakız olan sevgi sözcüklerini her zaman kullanmam. Çok kullanıldığında, her dakika söylendiğinde anlamını yitirmeye başladığını düşünüyorum çünkü. İlk baştaki kadar heyecan vermeyebiliyor. Sebebi de ‘alışmak‘tan kaynaklanıyor aslında. İnsanoğludur bu, sürekli yenilik, değişiklik ister. Hayatı ne kadar monotonlaşırsa o kadar çok sıkılır. İşte bu sözleri de sıkça kullanmak monotonlaştırır hayatı (bence). Aynı şeyleri söylemek yerine her seferinde farklı benzetmeler, sözler de söylenebilir. Amaç art arda sürekli söylemektense az öz, farklı şeyler söylemek daha iyidir.

Kırgınlığımı da farklı şekilde belli ediyorum nedense. Eğer karşımdaki beni kırmışsa toparlanmam zor oluyor. Belki herkes böyledir ama bu farklı. ‘Gönül alma’ mevzusu varya, işte ondan aslında. Gönül alınmadığı sürece kırgınlık, kızgınlık diye devam ediyor. Haliyle onarılacaksa da artık onarılamıyor bir süre sonra. Kırılgan bir yapım vardır aslında. Sevdiklerimin söyledikleri sözler değerlidir benim için. Mesela onlardan gelen küçük bir söz benim dünyamı başıma yıkabilir. Başkası için çok önemli olmayan bir sözü bana söylediğinde parçalanabilirim. He bu sözleri ya da neye kırıldığımı da ancak yakınımdakiler farkedebilir işte.

Stresim mevzusu.. Onu da dışarı vuramıyorum resmen! (Lanneett ossssunn!) Genelde içime atarım hep sıkıntılarımı. Paylaş(a)mıyorum nedense. Belki de bu zamana kadar her içimi döktüğümde yine kendim toparladığımdan ve her seferinde içimi döktüklerimden bir darbe yediğimdendir.. O yüzden içime atarım işte. Bu da haliyle kendime zarar verir. Saçım dökülür, yüzüm gözüm sırtım her yanımda ucu bile olmayan sivilceler çıkar. He bir de sıkıntı basarsa beni, strese girmişsem tırnaklarımı kemiririm. Oldum olası bu huyumu hiç sevmem ama oluyor işte. Kırpılıyor o tırnaklar..

Huylarım tuhaftır işte biraz. Belki de bu yüzden çoğu kişi katlanamaz bana. İnadım inattır. Burnumun dikine gittiğim zamanlar da olur kalbimin dikine gittiğimde. Dilim belki sevgi sözcüklerini savurmaz gökyüzüne ama arada parmaklarım yazar. Ya da içten bir sarılmamda belli ederim. Ederiz işte bir şekilde. Anlamak isteyen anlar herhalde bunu di mi?

Bir de sanırım en çok sevdiklerimi kırıyorum ben. Farkında olmadan üzerlerine çok düştüğüm için kırıyorum onları. Belki çok düşüncesizlik ediyorum, belki ‘o alınmaz bana‘ diyorum, ama alınıyor. Düşüncesizlik edip çoğu zaman yanlarında olamıyorum bazen. Kendi içimde yaşadığım sorunlar daha büyükmüş gibi geliyor. Sanki en çok sorun bendeymiş gibi düşünüyorum. Belki öyledir de. Bana göre öyle çünkü. Eğer çok takan bir yapınız varsa mutlaka öyle gelir size de. Aynı anda onlarca yük binerse omzunuza yıpratır sizi ve haliyle kendi derdinizden, sürekli düşünüp durmaktan bedenen olmasa da zihnen yorgun düşmüş olursunuz.. Hâl böyle olunca olan oluyor işte..

Çok yazımsal duygusal saçmalanmış devrik cümleler topluluğu da olsa bu yazı, bu seferlik öyle olsun. Kafa dağınık olunca yazılanların düzgün olması da pek beklenemez sanırım.

Ben beklemiyorum en azından, sen okurken beklediysen yapacak bir şey yok.

O kadar hata kadı oğlunda da olur.