Biliyor musun aslında ikimiz de yaralıyız.
Sen ayrı yaralı,
Ben apayrı yaralı..

İkimiz de batıyoruz çamura,
Elimizi kaptırmışız,
Kolumuz adım adım yaklaşıyor sonsuzluğa..

Yeminler etmişiz diz boyu,
Ağız dolusu kırgınlıklarımız var
Bir o kadar hüzünlü gözyaşlarımız..

Saçımızın teli o kadar hassaslaşmış ki
Kırıldıkça kırılıyor her gün
Tıpkı saçlarımız gibi..

Ellerimizi saklıyoruz güneşten,
Isınmaktan, tekrar yanmaktan korkuyoruz
Çekiyoruz bir bir geriye..

Eskiden koşa koşa gittiğimiz yollarda,
Şimdi yürümeye korkuyoruz
‘Ya takılırsa ayağıma taş’ diyerek, ağlıyoruz..

Gözlerimiz hep mazide,
Bir tutam sevgi vardı kalbimizde,
Gömdük ikimizde, en derine,
Bir de kilit ekledik
Dertlerimizin üzerine..

Korkar olduk bakış atmaktan,
Ürkek bir ceylan gibi
Tedirgin bakar olduk aynaya..

O kadar geri adım attık ki ikimizde,
Beraber yürümemiz gereken yolu,
Ayrı yürüdük, hem de yaralı..

Elimiz kolumuz bağlı,
Söyleyeceklerimizin her biri,
İçimizde saklı..

Yatağın başucunda bir tutam umut,
Sarılıyoruz her gece
Bırakıyoruz yastığımıza gözyaşlarımızı..

İkimiz de acı çekiyoruz,
İkimiz de sitem ediyoruz,
Yolumuz belki kesişecek ama,
İkimiz de çekiniyoruz..

Sen bir ucunda köprünün,
Korkuyorsun yürümeye..

Ben bir ucunda
Zor tutunmuşum savrulan ipe,
Kendimi boğuyorum.

Ne sen beni kurtarıyorsun,
Ne ben kendimi kurtarabiliyorum..

Sırf seni de kurtarabilmek için
Sarılıyorum ipe, sarılıyorum sımsıkı köprüye.
Ellerim kan içerisinde, gözlerim yine senin üzerinde.
Sen kurtulacaksan eğer,
Boğ beni o iplerle,
Ben yine razıyım
Senin uğruna ölmeye,
Sırf sen ‘yine’ gül diye..