Çok uzun zaman olmuştu seni görmeyeli. Önce uzaktan hayal meyal gördüm, inanamadım. Gözlerimi hafifçe birbirine sürdürdüm, açtım baktım, yine değişmedi suretin. Üstüme üstüme geliyordun resmen. Ve geldikçe sana daha çok benziyordu o gördüğüm hayâlin. Bense sadece donakalmış bir halde bana yaklaşmanı izliyordum. O sis bulutunun ardından koşarcasına bana geldiğini, yüzündeki tebessümü, o minicik gamzeni bile o kadar net bir şekilde görüyordum ki. Saçlarını savuruşunu, o renkli gözlerini seziyordum taa uzaklardan.

Donakalmış bir hâldeydim. Elimi kaldıracak hâlim yoktu. Senin yokluğuna o kadar alıştırmıştım ki kendimi; koşmak istesem, hemen kaçacakmışsın gibi geliyordu. Bekledim sadece öylece. Kalbimin sesi, ses tellerime değiyordu. Hıçkırırcasına yüreğim ağzımda, gözlerim titrek bakıyordu sana.

O an geldiğinde, inanamadım. Sen öyle yaklaştın ki, beim hasret kaldığım, o özlediğim kokun içime doldu. Ellerini öyle bir sarmıştın ki belime. Sanki tutmuş, bırakmak istemiyormuşsun beni, ve hiç gitmeyecekmişsin gibi. Sen sardıkça ben teninin sıcaklığını öyle hissettim ki, dünya yıkılsa umrumda olmazdı inan. İstemsiz gitti ellerim beline. İnanamıyordum hâla. Dayadım usulca başımı omzuna, saçlarının arasına. Kana kana çektim içime o kokunu. Öyle özlemişim ki, öyle hasret kalmışım ki..

Hiçbir şey vermesinler, zamanı tam da burada durdursunlar istedim. Tam da şu anda. Hiç bitmesin, tükenmesin istedim. Hafifçe doğruldum. Dudaklarım titriyordu. Ağzımdan iki kelime çıkarmaya çalışırken, iki parmağınla dokundun. Zaten kısık bakan gözlerim, tekrar kapandı. İçimdeki kıpırdayışları, tüylerimin diken diken oluşunu hiç umursamadım. Üşümüş dudağımın arasındaki o minik ellerine bir öpücük kondurabildim sadece. İstemsiz iki damla yaş süzüldü gözlerimden. Yüzünün iki yanından dağılan her bir saç teline öylesine dokundum ki, yüzünün ardına bile atmaya kıyamadım. Elimin tersiyle yanaklarını okşarken, kedi misali boynunu büküşün, gözlerini kısarak bakışın bile yetiyordu beni benden almaya.

Hafiften başlayan yağmurun altında durduk öylece. Kafamızdaki düşüncelerden sıyrılmış bir hâlde, ne geçmişi ne de geleceği sorgulayan bir hâlde. Sadece iki beden, sen ve ben. Düşen yağmur damlaları ıslatırken seni, izlemekten alamıyordum kendimi. Usulca yanaşıp ‘Sevgilimm..’ deyişin, ‘Ben seni çok özledim..’ diye devam edişin, içime bir ok gibi saplandı. Kalbimin çarpışmasından gök gürültüsünü duymuyordum. Yerinden fırlayacak gibi olan o yumruk kadar parça, öyle istemsiz çarpıyordu ki; resmen parçalayacak göğsümü ve sana koşacaktı. Çığlık çığlığa haykırmak istedim ‘Ben de!‘ diye. Ama çıkamadı, titrek bir şekilde ‘ben de..’ diyebildim. Yüzünde o masum gülüş belirdi, o sıcacık bakışınla yaptın son hamleni. Sen yaklaştıkça, ben kopuyordum kendimden. İki dudağının arasından çıkan sözler, gittikçe yaklaşıyordu dudağıma. Ve tam  değdiği o an, iki dudağın birleştiği an karıştı ortalık. Kulağımda acı siren sesleri, durmak bilmeyen, gittikçe yükselen acı ses.

Gözlerim bir kez daha açıldı. Sımsıkı sarıldığım yastığım, gözyaşlarımla dolu. Sesim çıkmıyor, beni senden koparan o lanet olasıca alarm hâla çınlıyor kulağımda. Ve ben senden bir kez daha ayrılıyorum sevgilim. Bir kez daha uzak kalıyorum senden.

Bir rüyanın daha sonuna gelmiş bulunmaktayız. Lütfen alarmınızın sesini kısınız ve hayatınıza kaldığınız yerden devam ediniz.