Etiket: sus

Sus Yüreğim

Sus Yüreğim

Söyleyecek çok sözüm varken hala susuyorsam eğer, bil ki yaşadıklarımıza saygımdandır.
Sana söylenecek o kadar kötü söz, o kadar çok hakaret varken kabuğuma çekilip kendimle savaşıyorsam, bil ki geçmişimizde yaşadıklarımız içindir.
Geçmişimiz o kadar geçmiş ki, içerisinden seni çıkardı attı. Hiç yapmaz dediğim, gözü kapalı seni sana emanet etmişken, sen benim olanı, benim sahip olduğuma ihanet ettin. Ardına bakmadan, herşeyi heba ettin.

Buna rağmen ağzımı açıp tek kelime etmiyorsam, zamanında seni sevdiğimdendir. Senin gibi kimseyi sevmediğimdendir. Bilesin.

Gözümün kör oluşu, senden başka hiçbir şeyi görmeyişim içindir. ‘Keşke‘ler yığınla olsa da heybemde, demiyorum. ‘İyi ki‘lerimi saklıyorum ben.. İyi ki ‘tam zamanında‘ tanımışım hayatımdakileri. Ya beyazlar içerisinde mutlu mesutken görseydim mesela olanlarıı? Toprağım beni seviyormuş ki; erkenden farkettirdi bana her şeyi. Merak ediyorum acaba o toprak kabul edecek mi seni..

Hastalıklar insanlar içindir. Olgunlaşması içindir. Yaşadıklarından ders alması içindir. Bir de bu hastalığı kullananlar vardır ki, aslında tüm hastalıkların sebebi o insanlar içindir. Günahı, vebali onların boyunlarına olan, içi fesatlıkla dolu, gözlerinde cehennem ateşi barındanlar içindir.

Yaşarsın, merak etme. Deli gibi hasta da olsan, yatak döşek yatsan da, saçın başın dökülse de yaşarsın. Hem de öyle bir yaşarsın ki geleceği, geçmişini hatırlamazsın bile. Öldüm der, ama yine yaşarsın! Ama unutamazsın!. Adı her ne kadar ‘geçmiş‘ de olsa, senin için geçmez. Geçemez. Geçtiğini sansan da, izi kalacaktır.

Aldığın ilk çiçeğin yaprakları gibi saklarsın yüreğinin bir köşesinde. Durup durup aklına gelir karanlık odanda. Ve sonra ansızın acıtır, sızlatır içini. Bir an umursamaz davranırsın, nefrete yakın bir duygularla açarsın gözlerini. Ama hissedersin içinin sızladığını. Bir an kalbinin ritmi değişir sen farkında olmadan. O yaşanmışlıkların ardında saklanan mutluluğu yeniden aramak istersin. Göz bebeklerin hafiften büyür, titrer. Ararsın, ama bulamazsın.. Emin ol bulamazsın.

Bardağı hangi sıvıyla doldurursan doldur, su gibi tat alamazsın. Suya ihtiyaç duyarsın. Yaşama sebebindir. Seni besleyen, besleyecek olandır. Susuzluğunu gidermek için binbir çeşit içecek tüketirsin, ama suyun yerini tutamaz. İçtiğin o suyun tadı kadar seni hayatta tutmaz.

Kaç dudağı öptü o bardak bilinmez. Kaç kişinin eline, koluna bağlandı hiç bilinmez. Ama kimse su gibi senin içini dolduramaz.

İçim dışım birdi benim. Sende neysem, bende de oydu. Aslında hep bir umuttu mutluluk oyunu. Hep ‘o gün‘ün geleceğini bekleyerek tutunmaktı hayata. Yıllarca, aylarca beklemekti. Deli gibi kızsan da ‘o gün‘ü hatırlayıp sakinleşmekti. Gözden ırakken, gönülden de ırakmış meğer her şey. Göz görmeyince, çevriliyormuş tersine işler. Fırına veriliyormuş çoktan mercimekler.

Hani derler ya, ‘Seni sonsuza dek seveceğim‘ diye. Doğruymuş aslında.. Severmiş herkes ama S’onsuza dek..

Hangi bıçak kanatır kabuk tutmuş yarayı ve hangi yürek dayanır onca yılın tozlarına? Bir hayal vardı içten içe aslında. Mutlu bir yuva, bir de sen gibi ufak tefekler dolaşan ortalıkta. Bir beyaz vardı, hayalini kurduğum, ince tüllü duvakla. Şimdi kefen oldu, seninle birlikte çoktan girdi humusa.

Çok seversen, bağlanırsın ya toprağa. Kökleri derine kadar işlemiş ağacın sökülmesi de zordur ya. Zor oldu. Köklerimin her biri paramparça oldu. Dökmedim, savurmadım dışarıya. Atmadım oraya buraya. Kapandım içime, vurdum gözyaşlarımı gönlümün kıyılarına. Ne sarıldığım bir el vardı, ne de omzuna yaslanıp hıçkıra hıçkıra ağlayabileceğim bir duvar. Duvar oldum acılarıma, kale oldum kırılan umutlarıma. Dalgalar vurdu, yıkmaya çalıştı. Savurayım, atayım dedim uzaklara. Olmadı. Vazgeçmiştim çünkü hepsinden ve kapanmıştım bir başıma evime, odama. Bir ben vardım, bir hayalin duvarlarda. Çıt yoktu etrafta. Baktıkça şimdi duvarlara, hep aynı veda.

Duvardaki saatim bile sitem ediyor bana. “Niye durdurdun beni!” diyerek. Sonra beni kötülüyor üstüne bir de, “Sen değer vermiyorsun bana” diye. Değer vermesem koyar mıydım hiç gözümün taa içine hı?. Sen durdun diye başka bir saat alır mıyım evime hiç? Senin pilin azaldı diye, vazgeçer miyim? Sen akrep ol, ben yelkovan. Dolanırım ben peşinde. Ama ne fayda. Sen zaten isyanlarda. Suçu hep bende ara. Suçlu ‘sensin‘ de. Bakmadın bana de. Attın beni, bıraktın bir köşeye de. Suçlu ben olayım farketmez. Senin işlediğin suçu da üstlenirim ben. Sebebi de olurum senin ben.

Başkası olsa çoktan sayar söverdi. Durmak bilmez isyanlar ederdi. Ağzına geleni sayıp yüzüne vura vura paramparça ederdi. Ben etmedim, edemedim. Kilometrelerce mesafeden ‘ben‘ sevdim, başka birine ‘canım‘ bile demedim. Şimdi ‘canım‘dan oldum. Vazgeçtiklerimle birlikte vazgeçtim herşeyden.

Yaşarsın.. Emin ol çok da, iyi de yaşarsın.. Ama unutamazsın.. Bir rüya misali düşer aklına herşey..

Bir kez daha yaşarsın. Bir serap misali çıkar aniden yürüdüğün yolda.. Yine yaşarsın..
Ben sensiz de yaşarım, ama seninle bir başka yaşar(dım).

Öğrendim bu hayatta.. Çok şey öğrendim hemde..
Birine bağlanmaman gerektiğini ve bir o kadar da ‘güvenmemen‘ gerektiğini öğrendim.
Ve ne kadar çok bilirsen, o kadar çok canın yanar dedim kendime.
Ne kadar çok duyarsan kalabalık içindeki fısıldaşmaları, o kadar canın yanar dedim.
Ben sustum.
Kabuğuma çekildim.
İçeride kopan fırtınadan benim bile haberim yokken,

Sessizce gittim.
Sırtımda kanlı bıçağım.
Bir elim titrek, bir de kırık bacağım.
En azından vicdanım rahat
Yalansızdı kuru da olsa tüten ocağım.
Katmadım içine sevgiden başka bir şey
Ama şimdi.
Bir yanımda kabuk bağlamış yaralarım.
Ben susarım.
Konuşacak yığınla cümlem olmasına rağmen ben susarım.
Susmak en büyük erdemdir.
Yalan en büyük ihanettir.

İhanet ettin, yalan söyledim.

Ve şimdi sonsuza dek gidiyorum.

Sır’atta dikkat et güzelim, peşine düşecek hücrelerim..

Sus’ulan Gerçekler!

Öyle cümleler kurasım var ki,
Öznesi eksik,
Böyle açık saçık da değil
Gizli olan.

Öyle bir ünleme boğasım var ki yüklemi
Dolaylı falan da değil he!
Düpe düz tümlecine bağladığım,
Alenen apaçık nesnesine saydırdığım..

Öyle bir paragraf başından giresim var ki
Cümleye..
Sonunu getirmeden,
Bağladıkça bağladığım,
Başından sonuna üç nokta koyduğum cümleye!

Satır başı içerden sövesim var adeta.
Öyle bir doldum ki ona,
Hay ünlemini sildiğimin öznesi!
Yetmez sözdesi gözdesi,
Tırnak içine aldığımın cümlesi!

Ne gerek vardı bu kadar uzatmaya,
Noktasına koyduğum cümlelerim!

Ne gerek vardı bu denli yazmaya,
Virgülüne bağladığım nesnelerim.

Sus’ulan kesme işaretini kestiğimin tümcesi,
Bir sus!
Sus artık yazma, yazdırma bana!

Elini koy kalemine,
Kalemini silgine
Bir sildir git işte,
Git öteye,
Gelme beriye.

Daha fazla sövmek istemiyorum sana,
Kal bir başına yalın vaziyette.
Satır sonuna koydum,
Daha başlamadan bitirdim ben seni.

Şimdi sus, ve git bak işine.
Yoksa sayfalar dolusu söveceğim sana
Ya sen sus,
Ya da sen!
Yeter artık sus ulan!