Etiket: sınav öncesi muhabbetler

Ders Psikolojisi 2

ders psikolojisi

Evet bir önceki yazımda lise çağındaki derslerden bahsetmiştik. Derslere farklı açıdan bakıp, yorumlamıştık. Şimdi sıra lisans eğitimindeki derslere geldi. Çok fazla lafı eveleyip gevelemeyelim de Makine Mühendisliği ile alakalı dersler, öğrenciler üzerindeki etkileri ve konu dağılımlarına başlayalım..

Türk Dili koca koca insanlar olsak da, ilkokuldan 1. sınıftan itibaren görmekten bıkmadığımız, usanmadığımız derslerden biridir. Hala öznesini yüklemine bağlar, hala dolaylı anlatmaya çalışıp, çatılarına ayırırız. Bizim çatımız çoktan ayrıldı bunlar sayesinde kim duydu yırtılma sesini? İki de bir kompozisyon yazar, dilekçe örnekleriyle geçirirsiniz. Belki de bir sunum yapar, herkesin uyuduğu sınıfa “Sorusu olan var mı arkadaşlaaağğğğrrr” diye böğürüp gerile gerile yerinize geçebilirsiniz.

Makine Müh. Giriş diye bir dersi ilk sene alsanız da, mezun olana kadar kurtulamayabilirsiniz. Çünkü 4.sınıfa gelip hala mühendisliğe giremeyenler mevcut. Durumları stabil. Hala okuyorlar yani. Normalde dersin içeriğine baktığınızda “Amaağn olm bırak yaa iki okur geçeriz boşversene” denilip, bir türlü geçilemeyen ders olarak kayıtlara geçmiştir.

Malzeme Bilimi dersini gördükten sonra artık öğrencilerin iflahı kurumuştur. Sokakta gezerken, evde dolanırken her yerde “Burda I Profil var bak içinde %12 C %8 Mn var. Olmm yanlış laan o bildiğin hava çeliğini anasını satim sen ne diyorsun!” diyerek söylenirler. Okula gittiklerinde Demir-Karbon diyagramıyla, pülverize edilmiş beyinlerle yaşamaya çalışırlar. Hafif tavlanmış, biraz da menevişlenmiş bünyelerini dinlendirmeye çalışırken, sfero küre yataklarına yatarlar. Bazen de çelik kasalar üzerinde bulabilirsiniz. Vurmayın onlar, kıymayın.

Teknik Resim denilen Mühendisliğin olmazsa olmaz dersinin işkencelerini çekmeyen yoktur herhalde. Günümüzde “elle çizimin” kullanılmadığı ama derslere itinayla koca koca T cetvelleriyle gidildiği, sınavlarının saatlerce sürdüğü bir dersin psikolojik etkilerini siz düşünün artık. Milimetrik kağıt gibi milim milim körleşen gözler ve cetvel kullanılmadan birleştirilen çizgiler. Kupilyalar çizip, rulmanlarla montaj yapan çileli öğrenciler. Sırtlarında bazuka çantalarla AutoCAD göremeden son sınıfa gelen insanlar. Vize zamanı geldiğinde çalışmadan yatıp uyuyuyanlar.

Statik denge halidir normal şartlar altında. Aslında x yönündeki doğrularımızla, y yönündeki yanlışlarımızın z ekseniyle yaptığı açının tanjantı gösteriyor ki, işlemlerimizde hata var. O yüzden dengesizleşiyoruz ya. Vektör konularıyla, ellerimizden düşmeyen hesap makineleriyle başlıyor maceramız. Kirişin ne olduğunu tanımladıktan sonra, toplam Fx ler ve toplam Fy lerin 0 a eşit olduğu, aynı zamanda toplam Momentlerin de 0 olduğunu bilmekten başka yapabilecek bir şeyimiz kalmıyor..

Mukavemet mukavemet derler başınızın etini yerler. Öyle belalı bir derstir ki, gelişi zaten Statikten belli olur. Bir üst kademesi amcasıdır Statiğin. Deformasyonlardan, I tipi kirişlerine, asal gerilmelerden Mohr Koyun Çemberine kadar herşeyi görebilirsiniz. Bazen o kadar ileri gidersiniz ki, evdeki kapı kollarıyla deneme yapar, “Lan burdaki kolu şimdi 10N kuvvetle çeksem menteşeyi şaapabilir miyim ki??..” diye düşünmeden edemezsiniz. İstemsiz şekilde krikoları inceler, arkadaşlarınızla sınavlar, dersler hakkında konuşurken “Bizde bi muko dersi var ki..” diye isminden dolayı hava atar, gerile gerile gezersiniz. Ama şu da bir kerçektir ki, bu dersi geçmeye sizin mukavemetiniz yetmeyebilir. Haberiniz ola..

Makine Elemanları sınavı vardır Makine Müh.leri adaylarının korkulu rüyası. Sadece bu mu? Yoo. Daha yeni başlıyoruz ama belalı bir ders olunca akla geliyor işte. Yukarda bahsettiğim o kayışların kopması vardı ya hani, kafada tıık atıyor.. Heh işte onun koparkenki devrini ve beyinle yaptığı açıyı hesaplama girişiminde bulunurken, içtiği kahve bardağını düşürürler, havada takla atarken tutmaya çalışırlar. Korkulacak bir şey yok ama, rulman katolğunu açıp içinden yatağını seçtikten sonra direk uyuma faslına geçer. “Ammaaağn yarın sabah erken kalkar çalışırım” der ki en güzeli de budur. (Tabiki de çalışılmaz ve itinayla kalınır o dersten.)

Termodinamik.. Vuuu ismi bile böyle insanı bir hoş yapıyor. Termo. Titredim şu an. Bak termo diyoruz di mi?. Termo’statını ayarla, termo’suna suyunu doldur ve otur başla çalışmaya işte kurcalama. Neyine senin gezmek öyle yahu! Dinamik olacaksın. Entalpi değerini arttırıp bağıl nemini düşüreceksin ki maksimum verim elde edebilesin. Adyabatik tersinir işlemleri içerisinde çalışacaksın. Çalıştığın odada sızıntı olmayacak. Carno çevrimine göre yapacaksın her şeyi.. Başka türlü olmaz. Ama emin ol bu derse çalışmanın da hiç bir zaman verimi %100 olmaz, benden söylemesi.. Ayağını ona göre denk al yani.

Akışkanlar Mekaniği denilen derste akışkan denilince akla sadece “su“yun gelmemesi gerektiğini herşey biterken anlıyorsunuz. Zira havanın akışkanlığıyla, sizin viskoziteniz arasındaki hidrolik gerilmelerin neden olduğu basınçlara dayanamayabilirsiniz. Belki derdiniz su jetleriyle uğraşmak olacak, belki de baraj kapakları. Ama elinizde hep bir manometre, ya da barometre ile cisimlerin etrafındaki zerreciklerin hareketlerini inceleyeceksiniz. İşin suyunu çıkaracaksınız yani..

Motorlar diye bir ders var, Allah söyletmesin. Dışarıda arkadaşlarınla konuşurken “Ooo ders başlıyor kaçayım ben” dediğinde içinden “Nolur hangi ders diye sormasınlar” diye geçirdiği zaman diliminde yaşadığı adrenali başka bir yerde yaşamamıştır. Çünkü her daim bir “espri“ye mazur kalırlar. Bırak kayışı boynuna bağlar, dişli çarklardan takma diş yapar Makineciler ama ne gerek var. Siboplarla sibop olmamak için, piston hareketile sırtını dönüp dersine gider. İçten yanar, dıştan soğutur kendini, peh fazla muhattap olmaz. Onun derdi benzinli ya da dizel olmasından değil, sıralı otogaz mı yaptırsam da nasıl maliyeti azaltsam düşüncesidir. Bu yüzden pompacılarla arası bir hayli sıkı fıkıdır.

İşte böyledir bir Makine Mühendisinin derslerinin vücuda, düşüncelere etkisi. Aslında bu sadece devede pire meselesi. Biraz da işin espirisi. Ama inkâr edilemez derslerin insanlar üzerindeki etkisi. Tıpkı bir sivilce gibi çıkar aniden, sen onu sıkarsın, o seni sıkar, canını yakar. İyi geçinirsen, o da gelir geçer. Biraz zamana ihtiyacı var iki tarafın da. Çünkü;

Hepsi gelir, geçer..

Ders Psikolojisi

Ders Psikolojisi

Sınav dönemlerinde meydana gelen değişiklikler serisine bir kez daha hoşgeldiniz.

Perdemizi aralıyoruz ve karşımıza yine o güzide sınav programı çıkıyor. Bu kez de bu dönemde vücutta meydana gelen bazı değişimlerden bahsedelim istedim.Sınavın türüne göre değişen bu belirtilerin aslında türle bir alakası olmadığını anladığımızda anlıyoruz ki, biz biz değiliz. Neyiz diye sormaya kalkarken, cevabımızı kendimizde buluyoruz. Sonra yine kaybediyoruz. İşte bir kaç ders ve vücuttaki etki tepki prensipleri..

Kimya sınavına çalışanların kimyaları her daim bozulur biliriz. Sağlıklı olalım, organik besinler yiyelim derken içindeki, aminoasitlerden karbonhidratlara kadar inerler ve ardından bir bakmışlar kendilerini Ph dengesinin içinde bulmuş ve vücutları hafif morumtrak bir tungsten rengi aldığını farkederler. Demiştim zaten kimyası bozuluyor insanın diye, hatta bakınız çoktan bozuldu bile.

Fizik sınavına çalışanların önce bir saçları tel tel dökülür arkadaş. Burda hem fikir olalım. Ardından fiziği alt üst olur gider zaten. Gökyüzünde yalnız gezen yıldızların doğrusal bir hareket mi yoksa sabit ivmeli düzgün hızlanan bir hareket çektiğini düşünürken, tııık kayış kasnaklar kopar, palanga sistemi ve 9.81’lik yer çekimi ivmesiyle birlikte beden daha da ağırlaşır. Artık taşıyamaz hale gelen bedeni Newton’un kafasına düşen elma gibi düşürür yere merkezkaç kuvveti.

Biyoloji çalışanlarda görülen değişiklikler ise saymakla bitmez. Ama bir kaç adet saymak gerek sanki. Di mi? Ekosistem içerisinde bulunan ve bir zamanların gözdelerinden besin piramidinin en üstünde duranlar, şimdilerde yerlerde sürünüyorlar. Sanırız bu yılanların ayaklarının körelmesi gibi bir şey işte. Ardından sıçtın mavisini görmeye yakın mideden gelen dalgalanmalar vücutta bir rezonans yaratarak kalın bağırsakları harekete geçirirken imdat diye bağırsak mı bağırmasak mı diye düşünmeye başlar genç. İşte tam da bu noktada zaten sınava girmemek için bahane arayan genç direk rapor eğilimine gider. E ne diyelim. Hayrola..

Matematik derler içini dışını kemirirler. Çoğu gencin baş belasıdır. Herkesin mi aynı sorunu olur, herkes mi bu konuda yaralıdır arkadaş! Başlangıçta kolaydır tabi ama her zaman da bakkal çakkal matematiği değil ki bu arkadaş. İşin içine integralimsi bir türev girip ardından, gözlerinin birinden akan yaşların yanaklardan süzülürkenki ivmesini bulmak isterken, aynı anda burundaki golgi aygıtından çıkan sıvının hapşurmanın etkisiyle birlikte birbirini yakalaması ve kesiştikleri noktadaki ağız bölgesinden düşen karışımın yere düşme periyodunu belirlememizi isteyen sorular çıkar karşımıza. Hani nasıl bir olasılıkla hesaplayabiliriz bunu, muamma. Ama olmaz mı? Olabilir. İşin içine Pisagor bağıntısı ve Pascal üçgeni giriyorsa, biz bunu kenarortay ya da muhtemelen yaş problemiyle çözebiliriz gibime geliyor.

Geometri dediğiniz zaman akan sular durur, gök yarılır, yerle bir olur. Hayata ikizkenar mı bakarsınız, yoksa dik kenardan mı bilemiyorum ama iç açılarınızı toplasalar 180 den fazla çıkar, eminim. Çemberin çevresinde dolanıp, dikdörtgenin hacminde kaybolur düşünceler. Işın parçaları bir bir saplanır silindir yüreklere. Analitik düzleme bir türlü oturamayan koca popolar, paralelkenar evrenine doğru yola çıkan düşünceleriyle “Acaba bana hoca yamuk yapar mı?” diye söylenmeden edemez. 3 boyutlu cisimlere giremeden 2 boyutlulularda debelenirken son noktanın analitiğini koyarak çalışmalarını bitirir, ama yine dersi geçemez.

Edebiyat sınavları hep es geçilir nedense. Kolay derken içerisinden hurrrrraaa!! diye çıkan Divan Edebiyatı’ndan tutun aşıksan vur saza şoförsen bas gaza aşkım bas gaza dercesine peşinden kovalarlar seni. İçerisindeki redifler rüyana girer, cinaslı uyakları bir zamanların Cin Ali’siyle kıyaslamaya kalkarsın mazallah!.. Bir de grup halinde çalışıyorsan kafadaki İyot oranının azalması ve beyne yeteri kadar oksijenin ulaşmamasından dolayı sapıtarak cins cins espriler yapılmaya başlanır ve biri iki güzel cümle söyledi mi “Bana edebiyat yapma laaan!” diyerekten çıkışılır. Sağlık olsun, korkmaya gerek yok. Üstüne bir gece uyuyup, iki kez tuvalette zıçarsanız düzeliyorsunuz. Deneyen arkadaş Hurkarterm Taptap bunu ifade etmiş. Ona da burdan geçmiş olsun dileklerimizi iletelim ve Aşağı Himlayalar atasözünü kulaklarına küpe ettirelim “Hayat kötü, kolla götü!”..

Tarih diye bir ders var ki, Allah Allah.. Parayı bulan Lidyalılardan tutun, kafayı bulan öğrencilere kadar her şey işleniyor. Dünyanın ötesindeki savaşlar, at üzerinde kılış kuşananlar. Yerin altından çıkan külçe külçe altınlar, derste dinlediklerinden sonra etkilenip eve geldiğinde “Anne ben evde Rönesans yapıyorum, Reform yapıyorum!” dediğinde “Yürü eşşek sıpasına bak, daha odasını toplayamıyor, kıçındaki kirli donunu yıkayamıyor roform yapacakmış! Yürü baban duymasın öldürür seni!” naralarını duyduktan sonra havası söner.

Sosyal Bilgiler vardı bir zamanlar (ki hala varlar sanırım di mi?). Bunun isminin A-sosyal olarak değiştirilmesi daha bir manidar olur sanki. Malumunuz artık gündemdekiler sosyal değil a-sosyal bilgiler. Kim kiminin neresini beğenmiş, kaç tane yorum almış, nasıl takip etmiş bla bla bla.. Bu derse çalışmak için girişimde bulunan küçük veletlerin sosyal hayattan koptukları da görülüyor zaten. Hele bir büyüsünler de o zaman göreceğiz onları ya neyse diyorum.

Büyümek dedik de. Bu işler sadece ortaöğretimde olurdu di mi? Hani fiziği kimyası sosyalı falan fıstık. Bir de bunların lisanstaki mevzuları var ki fena fena. Hadi bir Yükseköğretime geçelim ne dersiniz.. Geçelim mi? E geçelim bari..

Ama bir sonraki yazımızda.. Merakla bekleyiniz efem.. =)