Öyle dayanılmaz anların olur ki mesela, çok sıkılır, çok bunalırsın. Etrafında onlarca insan olmasına rağmen merdivensiz kuyularda bir başına kalırsın. Anlatsan anlamazlar, sussan anlamazlar. Başını yaslayabileceğin bir omuz ararsın bulamazsın.

Titrek sesini dinleyecek birini ararsın bulamazsın. Göz göze gelip her şeyi gözünden anlayacak birini ararsın yine bulamazsın. Sarılsın sana hiç bırakmasın durup duruken elini beline bağlasın istersin, yine bulamazsın.

Çok uzaktadır bazen, gelsin istersin gelemez. Gelecektir, gelecek gelmek bilmez. Gelsen n’olurdu?

Bir başına yürüdüğün sokaklarda eşlik etseydi, başını okşayacak, gözlerini mayıştıracak bir şefkat elini uzatsaydı n’olurdu?

Belki de istenen sadece ‘yanında olduğunun hissi‘ni yaşamaktı..

Oldu, olmadı, olamadı, olamıyor, olamayacak..