Biz eskiden örtmenimize hediyeler alırdık. O her ne kadar ‘Gerek yok çocuklar böyle şeylere’ dese de her yıl bıkmadan usanmadan alırdık. Sınıf örtmenimizdi o bizim.
Onun için üç beş şiir yazmaya bile kalkışırdık ne kadar aynı şiiri/şarkıyı mırıldansak da,

Örtmenim, örtmenim
Seni ben pek çok severim
Sen bir ana, sen bir baba
Her şey oldun artık bana..

Bu bizim notlarımızı falan da etkilemiyordu hani. O benden daha büyük hediye aldı diye karnesine 5 düşmüyordu notu. İçinden geldiği için aldığın bir hediyeydi işte, hatırlama bâbında. Şimdi nasıl kutlanıyor ilkokullarda hiç bilmiyorum. Acaba hala üç beş öğrenci danaya girer gibi öğretmenlerine hediye alıyor mudur ki?
Aslına bakarsanız şu an durumlar daha bir zor. Tek bir öğretmen girmiyor ki derse, hangi birine hediye alacaksın? Birine alıp ötekine almasan onun içi burulacak, ona almasan diğeri. Onlar da insan sonuçta, onların da canı çeker, ister istemez alınırlar içten içe. O yüzden n’apmak gerek… En iyisi almamak (:

Mevzu bahis burada hediye almak veya almamak değil elbette, işin gırgırı orası. Günümüzde binlerce öğretmen var atanmayı bekleyen, bir o kadar da öğrenci var öğretmen sıkıntısı çeken. İki tarafta da sorun olmasına karşın çözüm önerisi yok maalesef. Herşey havada kalmaya devam ediyor hala. Bu kadar mezun varken öğretmenlerin kalitesi de bir o kadar düşüyor -bence-. Yeni nesil geldikçe, geliyor, ama temeli boş geliyor. Bir yerlerde bir şekilde bir sıkıntı var. Eksik bilgilerle yetişiyor insanlar. Bir üst kademedeki öğretmenler hep alttakileri suçluyor. ‘Bu dersi siz lise 2 de gördünüz zaten bilmeniz gerekir’ diyor bir Doç. hoca dersinde. Ama üniversiteye gelmiş hala bilmiyor. Ardından ‘Bu yaşa gelmişsiniz ben mi öğreteceğim size, bu benim işim değil’ diyerek çekiyor elini eteğini hemen. Çocuk n’apsın, lisedeki öğretmeni n’apsın, doç. n’apsın, biz n’apalım? Başımızdan atmayı çok sevdiğimiz, suçu hep başkalarına yıkmayı sevdiğimiz için hep atar, kurtarırırz kendimizi her seferinde. O yüzden temelimiz de bozuk, üzerine çıkmaya çabaladığımız katlarımız da.

Yeni nesil sizlerin eseri olacak yeni nesil öğretmen adaylarımız. Lütfen siz de bilincinde olun bunun. Üniversite hayatı elbette güzeldir, eğlencelidir ama sizin kaderiniz diğerleri gibi değil, siz meyve yetiştirecek olan kişi/lersiniz. Siz ne kadar heybetli iseniz, yetiştireceğiniz meyve de o kadar heybetli olur. Çürük armutları dibine düşmesine izin vermeyip, onları uzaklara savuracak olan sizlersiniz. Bildiklerinizi en doğru şekilde aktarın ki, onlar da geleceğe aktarabilsinler. Siz temeli öyle bir sağlam tutun ki, onlar üzerine katlar çıkabilsinler.

Öğretmenler Gününün Kısa Tarihçesi
Türkler, ilk önceleri Göktürk ve Uygur alfabelerini kullanmışlardır.
8. Yüzyıldan itibaren, İslamiyetin kabul edilmesiyle birlikte Uygur alfabesi bırakılarak Arap alfabesine geçilmiştir.

Kurtuluş Savaşı’nı kazandıktan sonra, 29 Ekim 1923’te Cumhuriyet’i kuran ulu önder Atatürk, askeri ekonomik, sosyal ve kültürel alanlarda birçok yeniliği başlatmıştır. Bu yeniliklerden biri de, 1 Kasım 1928 tarihinde çıkarılan 1353 sayılı kanunla, Arap alfabesi yerine Latin alfabesinin kabulü olmuştur.
Bu tarihten itibaren yeni harflerin öğrenilmesi ve okur yazar sayısının artırılması konusunda büyük bir seferberlik başlatılmıştır.

24 Kasım 1928 tarihinde açılan, Millet Mektepleri’nde, yaşlı, genç, çocuk, kadın herkese yeni harflerle okuma yazma öğretilmiştir.

Millet Mektepleri’nin açılışı ve Atatürk’ün Başöğretmenliği kabul tarihi olan 24 Kasım günü, 1981 yılından beri Öğretmenler Günü olarak kutlanmaktadır.

diyerek küçük bir bilgi aktarımında bulunup,

Tüm Öğretmenlerimiz ve Öğretmen Adaylarımızın Öğretmenler Gününü Kutlarız efenim.