Şimdi öyle bir yemek olacak ki, vıcık vıcık yağlı, böyle lezzetli mi lezzetli.. Mmmmhh.. Böyle görünce içiniz gidenlerden.. Yağına tuzuna bakmadan daha görünüşü sizi cezbeden yemeklerden..

O kadar hoşunuza gidiyor ki görünce, kokusuyla kendinizden geçip, şuurunuzu kaybediyorsunuz..

Ben kimim, nerdeyim,neyleyim.. Umrunuzda bile değil o derece..

Arkanızdan anneniz bağrıyor..

“Oğlum dur sıcak o!”

“Bir şey olmaz bea anne benim ağzım teneke, midem çöplük gibi birşeycik olmaz”

Der demez..

İçindeki sesin hışımıyla koşar tencereye..

“Allah Allah Allahhh..Saldırınnn…”

Koşarken o hızla masanın üzerinde duran ekmekten de hemen bir parça kopartılır ki iyi bir savunma yapabilsin 😀

Miss gibi ekmek de tazecik yeni almış kardeşi ohh ohh!..

Tencerenin altı yeni kapanmış, daha üzerinden buharlar çıkarken ekmek daldırılır içeri.. (Ne kadar da ayıp hiç yakışıyor mu!)

Hemen ekmek daldırılır yemeğin suyuna o kadar güzel görünüyor ki daha ekmek havaydaken ağızdaki tükürük bezleri çalışmaya başlamış, midedeki Hidroklorik asit (HCl) salgısı artmış, bağırsaklar emilime hazır bir asker gibi beklemekte, böbrekler su gelmeden nasıl çalışcam diye düşünmekte..

İlk lokma havada süzüle süzüle ağıza gelir….

Hammmm…..

Ohhh yarasınnn!..

MmMmMmMmmm..

Ne de güzel olmuş anam anammm..

Dur bir tane daha alayım hemen..

Hop ikinci uçaksavar ekmeğimiz kalkışa geçer ve hhooooppp!

Aman Allah’ım o da ne?!

Hayır olamaz!..

Annesinin daha yeni aldığı beyaz T-shirt ün üzerine kıpkırmızı, salçalı, tuzlu, yağlı leziz mi leziz yemeğin suyu damlamıştır.

Gitti güzelim t-shirt, gitti gitti diye ağıt yakmaya başlar bizim velet..

Annesi fırçası basar o anda

“Ben sana demedim mi olum iki dakka sabredemedin, ben seni yanlış mı doğurdum, 7 aylık da değilsin ne bu acele bilmiyorum ki”  diyerek..

Ama bu öğrenci ya, pratik zeka ya.. Direk cevap verir,

“Merak etme bea anne alt tarafı bir yağ nolcak çıkarırım ben onu 2dk.da”

Annede bir suskunluk, bir anlamsızlık belirsizlik hâli, bir karışmış duygular bütünüyle kaş göz yer değiştirir..

“Nasıl olcakmış o?” diyebilir sadece..

Bir hışımla çıkarır t-shirtü ve

“İşte böyle” der

Önce lekenin olduğu yeri birazcık ıslatır.. Sonra üzerine bulaşık deterjanından (pril pril:D) döker.. Sonra onun üzerine “tuz” döker.. Evet “tuz” bildiğiniz yemek tuzu. Annesi görünce

“Oğlum napıyorsun sen ya mahvettin t-shirtü” derken velet hiç tınlamaz devam eder..

Pril su ile birleşir hafif köpürür, üzerindeki tuzu da eritir o da lekeye işler.. Sonra biraz beklenir (çok değil, aylarca, yıllarca hiç değil).. Kısa bekleyişin ardından lekenin olduğu yer ister t-shirtün kumaşını birbirine sürterek, ister tırnaklayarak (evet yanlış değil hafif hafif çimdikleyip tırnaklayarak:D) lekenin içine iyice işlenip dağılması sağlanır.. Daha sonra da iyice durulanan lekeli bölgede bir bakılır ki, ne iz kalmış, ne de yağ..

Annesi ağzı açık bakarken velet gerinerek

“Pehh sen ne sandın valide, okuyom ben yaaa :D:D”  diye pişkin pişkin sırıtarak öğrencilerin daha ne pratik çözümler üretebileceğini hatırlatır..

Annesi de bundan sonra

“Amaann naparsan yap, bir daha çamaşırlarını kendin yıka o zaman” diye trip atarak yemek masasını hazırlamaya geçer..

Bu sefer de velet şaşırır  😀

Amaa.. Amaa.. Ann.. bile diyemeden.. Kalakalır öylece 😀

Bugünkü pratikcik bilgimiz de böyle oldu bakalım..

Öğrenci işi leke çıkarma faslını da belirtmiş olduk faydalanan olur umarım 😀

Lekesiz günler dileğiyle..

[aLi Mazılıgüney]