Bu sıralar yine yoğun gibiyim sanki. Koşuşturmak da çok iyi geliyor aslında. Bir şeyleri düşünmüyorsun, düşünmeye vaktin olmuyor. Her daim bir yerlerde olman, bir yerlere yetişmen iyi geliyor aslında. Geçen yaz daha fazlaydı. Günde 3 farklı işte 18 saat çalışıp, bir yandan da yaz okulundan aldığım tek derse girip sınavlarını olmak.. Bambaşka bir yoğunluktu. Şikayet etsem de yine de çok güzel bir yaz olmuştu.

Sonra yorgunluklar baş gösterdi elbet. Bünye ne kadar sağlıklı olsa da günde 3-4 saat uykuyla ve deli gibi koşturarak hem de 35 derecenin altında yıpratıyordu haliyle. Ardından başlayan 4.sınıf macerası ile birlikte, değişen sistem, vizeler, finaller, projeler (bir de ödevler!) ile işlerden ayrılıp hafiften inzivaya çekildik. O kadar koşuşturmaya alışmış beden için zor bir durumdu ama bir yerde de iyi oldu.

Nisan ayının son anlarında biraz daha arttı koşuşturmaca. Edirne’mdeki son anlarımdı malum. Artık gitme vakti, üniversitenin son demleri. Sağa sola koşuşturup duruyorum ara sıra yine -ama eskisi kadar değil elbette-. Mesela dün, Mayıs ayının ilk günleri..

Sabahtan başlayan Buhar Kazanları Sistemi ile ilgili teknik bir eğitim. Ancak öğleye kadar kalabildim. O akşam 4’e kadar devam edecekti. Öğleden sonra hemen koştura koştura başka bir seminere, söyleşiye. Kahraman Tazeoğlu gelmiş imza gününe, söyleşiye. Hemen gidip ön saflardan yerimi tuttum. Yazdığı şiirlerden okuyup, hikayelerini anlattı. Garibim onun da içindekileri dışa döktüren bir vefasız varmış. Gel gelelim bir saate yakın sürdü ve ardından imzaya geçecekti. Hemen gittim v.i.p salonuna ve çıkar çıkmaz görüştüm. Birebir konuştuk, bir konuda bilgisini aldım. Gözleri renkliymiş. Mavi yeşil karışık bir şey. Benim de boylarımda ama 45li yaşlarda -hiç de öyle göstermiyor ama-. Yanımızda diğerleri heyecanlı gözlerle bekliyorlar. Dışarıda 300 kişi sıraya girmiş kitaplarını imzalatmak için deli gibi bekliyorlar. Bense birebir onunla sohbet ediyorum. Bu sırada diğer eğitim başlamıştı. Ona geç kalacağım için biraz tedirgindim tabi. Muhabbetimizi sonlandırıp eski bir dost gibi elleri sıkışıp müsade istedim. Salonu terkedip hemen diğer eğitime doğru bir koşuşturmaca daha başladı. Sıradaki Genç Tema’nın Doğa Eğitimi vardı. Allah’tan mesafeler yakın olunca çok fazla vakit kaybetmedim. 5-10 dk.lık bir kayıpla ona da daldım hemen. 1 Buçuk saat kadar o eğitimde sürdükten sonra sohbet, muhabbet diye gittik Edirne’nin en yeşillikli yerinden birine. Saatlerce konuştuk, anlattık, güldük, eğlendik. Açlığımızı farkedip, karnımızın guruldamasını duyana kadar bekledik. Ardından bir de onu doyurduk miss gibi. Tekrar aynı yerimize dönüp bir üzerine soğuk içecekler (:

Orası tek ortam gitarla çimenin buluştuğu. İçeni, söyleyeni, nara atanı, o şişeleri toplayanı.. Hepsi ordalar. Hafif serinleyince bizler de kaçar. Ertesi sabah bisiklet turu için sözleşilir ve evlere dağılınır.

Şu sıra deli gibi böyle yazmak istiyorum -nedendir bilemedim-. Sanki günlüğümmüş gibi yazayım da kalsın istiyorum. Ölecek miyim neyim, son anlarımı mı yaşıyorum anlamadım.. Öyle bir tesadüf ki, bilgisayarım da yok garantide. Arada bir böyle yarım saatliğine işte yaz çık yapıyorum. Neyse. Bu yazıyı da böyle doldurduk işte.

Sıradaki durağımız Kütahya!

Bu akşam Kütahya yollarına düşüyoruz. Yarın sabaha karşı orda oluruz muhtemelen. Bir 3-4 gün de oranın havasını alıp, gezmek lazım di mi, e gezelim o zaman!

(Oraya ait notlar da dönüşte)