Dün gece blogumu ne kadar aksattığımı düşünüyordum. Önceden çok fazla yazı yazıyordum. Özellikle de memlekete dönmeden önce her dakika aklımın ucundan cümleler, yazılar, parçalar, olaylar geçip duruyordu. Bir çoğunu taslak halinde kaydetmeme rağmen son zamanlarda fazlasıyla aksattığımı gördüm.

Hani bir an da durup düşündüm Yoksa ilhamım mı kaçtı lan? Yazamayacak mıyım bir daha?! Falan moduna girdim. Niye yazamayım ki, sadece yer, zaman, mekan, mod uygun olmadı o kadar.

Çok fazla sıkıldığım zamanlarda çıkıyor aslında çoğu yazılar. İstemsiz şekilde kasvetle dolduğumda, olay/durum etkilediğinde ya da kendimi bir başkasının yerine koyduğumda canlanıveriyor her şey. İşte şu sıralar o olmuyor demek ki.. Şu sıralar beyin de inzivaya çekilmiş halde, kendini dinlendiriyor demek ki. Onun da hakkı elbet. Eşşek gibi sabah akşam çalışıyor daha ne olsun!

Koskoca Makine Mühendisliği’ni takılmadan bitirdi. Vizeleri finalleri atlattı, geçen yaz günde 18-20 saat boyunca sabah akşam 3 farklı işte çalıştı. Koskoca bedeni, dana gibi organları yönetti daha ne olsun..

Onun da hakkı var elbette dinlenmeye.

Sürekli kalple bir atışma içerisinde zaten. O mantıkla hareket etmeye çabalarken, kalp denen odacıklı mahlukat bambaşka yönlere çekiyor durumu. Hoş çekse ne olur ki? Duygu denen bir şey mi kaldı içinde. Yiooo.. Sadece hüsn-û kuruntu.

Çoğu zaman da çok şaşırıyor mesela. Beynin bile anlam veremediği olaylar karşısında, tuhaf tepkiler veriyor. Bir anda ‘Oha lan, yok artık! Hadi ordan gözümün çapağı‘ diyor mesela.

Sonra bir bakıyorum geçiyor tekrar. Eskiye dönüyor her şey tam takır kuru bakır tekrar ediyor kaldığı yerden devam ediyor her şey. Yazmaktan bıkmak mı? Katîyen aslaa!

Sadece biraz ara, ara sıra. O kadar.

Yazmaya devam. Cümleleri ardı ardına sıralamaya devam. Kelimeleri bir bir kovalamaya devam!