Bu yazıya büyük bir dua ile başlayım, Allah kimseyi hastane kapılarında bırakmasın, hastane sırasında doktorun keyfini bekletmesin.

Amin.

Allah’ım ne büyük bir çiledir. Hastaneye hasta olan birisinin yanında yardım amaçlı giden sağlıklı birisi ol, o hastanede geçirdiğin sinir krizleri, sinir,stres, yorgunluk, baygınlık, bunaltı gibi etkenler yüzünden bildiğin hasta olarak çıkarsın.

Sabahın köründe kalkarsın sırf erken sıra alabilmek için. Bir ton yol gider bir ton vasıta değiştirirsin. Sigortalısındır güvencem var diye çektiğin çilenin haddi hesabını sayamaz olursun sırf gribin iyileşsin diye alacağın iki kutu antibiyotik için.Koşa koşa yetişmeye çalıştığın ve yanındakileri hiçe sayarak ite kaka binmeye çalıştığın dolmuşlarda ezilir olursun.

İndiğin dolmuştan da koşa koşa gidersin ki seninle aynı arabada giden diğer elemanlardan daha önce sıra kapabilmek için. Bir de bakarsınız ki siz gittiğinizde hastanede zaten kuyruk var! Ne zaman geldiniz be insanlar.Sabahın köründe gelmenize rağmen onlarca ileriden aldığınız sırayla başlarsınız beklemeye. Kapının önünde oturacak bir tabure, sandalye, bank bir şey bulabilirseniz ne alâ.. Hemen oturun. Zaten normal seanları 9 da başlayacak olan doktorlar hiç bir zaman 9 da gelmezler. Kimisi 9 buçuk kimisi 10. Kahvaltısı ne zaman biter keyfi ne zaman isterse! Güç bela gelir ama bu seferde bir giren hasta çıkmaz bilmez. 10 dakika, 15 dakika geçer anca atar sıra numarası. Bu sırada içeriye dayı oğlu, emmioğlu, hala kızı derken tek tek el altından saman altından girerler.  Aman Allahım o da ne! Saat 11:45 olmuş ama bizim doktor gitmiş öğle yemeğine.  Adam hem geç geliyor hem de erken gidiyor yemeğe! Dışarıda istedikleri kadar beklesin hastalar yaşlılar umrunda mı sanki. Odasına girersin suratına bile doğru düzgün bakmayan tipler, ver ver raporu diye azarlayan doktor olmuş ama insan olamamışlarla dolup taşar olmuş etraf. Tüm bunlar yetmezmiş gibi gittiği öğle yemeğinden 1 de dönmesi gerekirken çayını kahvesini molasını keyfince arttırıp 2 de gelenlere ne demeli!

Millet dışarıda kapının önünde kuyruklar oluşturur ayaklarına kara sular iner gelsin de baksın şu röntgenimin sonucunai kırık mıdır çıkık mıdır her neyse diye, adam gelmek bilmez. Yanı başında sekreterimsi hemşire zaten uçmuş bir vaziyette elinde telefon takılır öyle kendi yarıçapında.

Kimse kimsenin umrunda değil yahu! Bunlar nasıl hipokrat yemini ediyorlar ki? Ederlerken tek ayakları havada mı kalıyor nasıl beceriyorlar?

İnsanlar hastane kapılarında fenalaşıyor, sıra beklerken daha beter oluyor, sıkış sıkış sırf biraz daha erken bitsin işim diye birbirlerini delicesine ezip geçiyorlar. Bu mudur yani hastalıkta sağlığa kavuşma çabası?

Millet vesikalık fotoğraf çekinir gibi röntgen çektiriyor. Bir gidiyorsunuz sıra almaya doktorlar geleli 1 buçuk saat olmuş ama röntgen sırası 150 kişi! Oha yazık lan! Hayırdır milletin kendisi mi istiyor “Doktor bey  bir röntgene gönderin beni de şu kafatasım nasıl çıkıyor bir bakayım filme feysbuka koycam bak profil resmi yapcam” diye! Yazık ya.. Radyasyonlu alan yaklaşmayın diyorlar millet inatla o alana yaklaşmaya çalışıyor. Tamam anladık Türk’üz, hani “yapma” “yaklaşma” “uzak dur çarpar” denilen şeyleri yapmaya alışkınız da e bu kadar mı yani bu derece mi..

Hani hastane olayları o kadar sarpa sarmış ki, insan hasta olsa bırak rahat rahat evimde gözlerimi kapayım sonsuzluğa yeter ki hastane kapısında düşüp bayılmayım der olmuş. He bunu dese de yine de en ufak gripte en küçük “hieeaappşuu” dediğinde hastaneye koşmaya alışmış ama ne yapalım, hastası da doktoru da herkeste suç var ama en azından sağlıkta olmasın. Milleti hastane kapılarında sabahtan akşama kadar rezil etmeyin, hipokratınıza iki yumurta kırayım yapmayın yazıktır, günahtır. 60 yaşındaki teyzeler amcalara ananız babanız yaşındakilere yazıktır, etmeyin..