Şimdi iki cümle kursam, yazsam.
Ama nasıl birbirine bağlasam.

Kimsin sen sorması ayıptır?

Nesin yani?
Çocuk musun yoksa hala?
E geçti onlar haberin yok mu!
Eşşek kadar oldun ya
İnanmıyorsan hadi git bak aynaya!

Büyüyemedin mi bir türlü?
Masallardan da mı çıkamadın yoksa
Ah canım benim kıyamam..
Evcilik vaktin geçti senin farkında değil misin?
Taa küçüklükten belliymiş ama baksana,
Şimdi bile evine giren çıkan belli değil
Küçüklükten mi kaldı yoksa alışkanlığın?


Ne o, oyuncağın mı kırıldı?
Yoksa bir devenin nalı bebeğini mi kırdı?
Sonra ne oldu?
Öpeyim de geçsin mi dedi?
Vah vah garibim.
Ne de güzel kandırdı seni, di mi?
Sana çikolata da almıştır şimdi, şeker de uzatmıştır kesin.
Ya da ‘seni mutluluk bekliyor ilerde köşeyi dönünce‘ demiştir.
Sen de inanmışsındır ona.
İnanmamışsan şaşar(d)ım ya!..


Hatta sana para da vaâd etmiştir di mi güzelim.
Hali vakti yerinedir, işi gücü de vardır.
Belki koca bir motoru, bir evi, katı, yatı vardır onları da anlatmıştır sana.
Seni de can evinden yaralamıştır tabi.
Öyle değil mi?
Ne o hayırdır?
Saydıkça gözlerin açıldı gibi küçüğüm, alındın mı yoksa?

Neyse artık, boşver en iyisi.
Sen daha çocuksun, çocuk.
Hadi çık evinin önüne, oyna topunla çocuk.
Çağır tüm mahalleyi gelsin yanına.
Ama benden uzakta oyna, sesini de duymayım senin
Gözüm de görmesin e mi.
Uğraşma benimle,
Şimdi hadi al o topunu da sektir git burdan!
Anladın mı bebişim!