Etiket: güven

Ah be ‘Güven’!

Ne kadar berbat bir duygudur bu güven!

Bir insanın güvenini kazanman, ayları yılları alırken, onu saniyeler içerisinde kaybetmek ne kadar da kötü bir şeydir di mi? Yediğiniz içtiğiniz bir olan, her yere beraber gittiğiniz, her an yanıbaşınızda olan o insanların günü geldiğinde sizin karşınızda olması ne kadar acı verici.

Hayatınızdaki insan/lara öyle inanır, öyle güvenirsiniz ki, tüm sırlarınızı dökersiniz, sanki hiç gitmeyecek terketmeyecekmiş gibi sizi delicesine seversiniz. O kadar yürekten bağlanırsınız ki, olayların nasıl geliştiğini dahi takip edemezsiniz. O artık sizin bir parçanızdır, ta ki kumdan kale misali kurulan güven abidesi yıkılana kadar.

Evet çok ince bir çizgidir o güven noktası. Köprünün üzerinden sizi sallandıran, hayatınızın pamuk ipine bağlı olduğu noktadır orası. Gelmek bilmez, gitti mi bir daha da sittin sene gelmez. En acı tecrübedir hayatta. En acı kayıptır. Bir kere gömdünüz mü toprağa onu, filizlenmez bir daha.

Peki nereye saklamalıyız bu duyguyu? Kimin kucağına bırakmalıyız? Kiminle birlikte paylaşmalıyız? Her gelen gidecekse eğer nasıl içimize taş misali oturan duygularımızı dökmeliyiz dışarıya?

Bilmiyoruz di mi? Hiçbir fikrimiz yok.

Ama düşünün bir saniyeliğine. Biri var mesela yanıbaşınızda: Sizin tüm sırlarınızı bilen, dostum, arkadaşım, sırdaşım, sevgilim, hayatımın anlamı, aşkım dediğiniz bir kişi düşünün. Önce inanırsınız ona sonra, güvenirsiniz di mi? Ardından da dökersiniz heybenizdeki varınızı yoğunuzu. Yemeye çabaladığınız koskoca simitin bir yarısını ona bırakırsınız. Paylaşırsınız, ortak edersiniz kendinize. Amacınız ne karşıdakine fazla simit yedirip kusturmak, ne de kendi simitinizden çok fazla vermektir. Sadece paylaşmaktır amaç, o kadar.

Düşünün işte. Sizin o simitinizi paylaştığınız, o simitle birlikte içindeki tüm kırgınlıkları, mutlulukları paylaştığınız, sizin her yönünüzü bilen tek kişi de yanıbaşınızdan giderse, -üstelik de tam sizin en zayıf noktanız vurarak- o zaman ne yapacaksınız peki? Düşmanın yapabileceğinden çok daha büyük hasar verir size. Sizin en zayıf halkanızın farkındadır çünkü ve o yüzden vuracağı hançerin yerini çok iyi bilir -ki bu darbenin açtığı o yaranın kapanması da çok çok daha zordur, bilesiniz-.

Ve nedense her darbe yediğimizde de aynı cümleleri savururuz ‘Bir daha kimseye güvenmeyeceğim!‘ diyerek. Ama inatla, bile bile, yine gider güveniriz birilerine ve yine tarihin tekerrür etmesine neden oluruz. Yine darbe yeriz, yine yıkılırız. Çünkü hayatımız boyunca mutlaka birisine veya birilerine inanmak, güvenmek zorundayız. Yanıbaşımızda en azından bir canlı bulunmasını isteriz. Derdimize ortak olacak bir şey. O yüzden her daim arar gözlerimiz birilerini.

Dedik ya, çok ince bir çizgidir. Noktayla başlar, bir doğru misâli devam eder yoluna. Aman ha dikkat edin, şarampole yuvarlanmasın. Bir kazaya kurban gitti mi, kısmî felce uğrar güven. O yüzden dikkatli gidin o yolda.

Güven kurallarına uyalım, uymayanları uyaralım!

Güven Abidesi

İnsanlara güvenmeyin de kime güvenirseniz güvenin. Doğrusu bu mudur sizce de?

Bir insanın başına ne geliyorsa, yine başka bir insandan gelmiyor mu?
Her zaman canınızı en sevdikleriniz, en güvendikleriniz yakmaz mı?
Gözü kapalı inandığınız mahlukatlar arkanızdan iş çevirmez mi?
Yüzünüze gülen pislikler, siz gidince suratınıza tükürürcesine laflar etmez mi?
Tüm sırlarınızı anlattığınız ‘kardeşim, dostum‘ dediğiniz insan ilk önce sizi satmaz mı?

Genelde -genelde de değil her zaman- böyle olur. İnsan her zaman insandan darbe yer hayatında. Her darbe yiyişinde, yüzü koyun yapıştığında yere ‘Bir daha asla kimseye güvenmeyeceğim’ dediği anda pat biri elinden tutmaya yeltenir, yine gider inanır, güvenir. Akıllanmaz çünkü. Herşeyi öğrenebilen o bedava beyni, bir bunu öğrenemez.

Ben de öğretemedim. Çok zorladım, çok peşinden koşturdum ‘İnanmıyorum, güvenmiyorum’ diyerek ama arada sırada güvenesi geliyor insanın. Karşındakine bir şans olsun vermek istiyorsun. Herkes yaptı zamanında da bu sefer yapmaz bu insan diyorsun. Öyle avutuyorsun daha taşa dönmemiş yüreğini.

Ama gel gelelim, sonradan çıkıyor samanın altındaki su. Senin bir zamanlar güvenmeye çalıştığın ‘o şahsiyet’ meğer seni de kandırmış. Sana güven aşılayan ve senin biraz olsun eskiden yaşadıklarını unutup tekrar bir sayfa açmana neden oalcak o ilk adımı attığın o şahsiyet de ‘yalan’ söylemiş.

Breh breh breh!

Kalmadı güven müven, tükendi stoklarım arkadaş!

Bir gramı geçen sene bu zamanlarda gitti, ikincisi de yine bu zamanda. Nefret eder oldum Aralık ayından! Ne kadar ‘yalan, dolan’ varsa hepsi bu ayda çıkmak zorunda mı arkadaş!

Herkese sırtını dönme, hele güvendiğin kişiye hiç dönme.Zira sırtına bıçağı vuracak olan ilk kişi ‘o’dur.

Güven(me)mek?

Hani deriz ya hayvanlar koklaşa koklaşa, insanlar konuşa konuşa anlaşır diye. Sanki günümüzde insan konuşarak da anlaşamıyor artık. Birbirine laf yetiştirme çabası içerisine girip, karşıdakinin dinlediğine kulak asmıyor bile. Benim dediğim dedik diyerek atıp tutuyor, bağlantısız yerlerden konuları bağlayıp tartıştıkça tartışacak konular açıyor. Durup durup eskiye dönüp “Sen bana şu zamanda bunu yapmıştın” diyerek alevlendiriyor her seferinde tartışmaları. Nedir bu şimdi? Neyin belirtisidir? Önceki birikmişliklerin bir dışa vurumumu dersiniz? E peki hani eskiden konuşarak halletmiştik, n’oldu? Niye birden şimdi durup dururken bir de tekrar açıldı o zaman o konu? Buna da cevap yok. Her seferinde susuşlar hakim..

Konuşmayı geçtik artık. Nasıl oldu, nasıl olur, nasıl olacak derken iki gün iyi üç gün kötü geçen ve sıkıntısı bitmek bilmeyen ikili tartışmalar.. Can sıkıcı, yorucu, bunaltıcı..  Bunların yanında bir de asıl konu var tabiki, “Güven”..

Kime güveneceksin? Yanıbaşındakine güveniyorum diyorsun da, ilk kazığı da hep ondan yiyorsun, bu nasıl oluyor? Sana “canım” diye tabirlerde bulunanlardan yiyorsun bütün ağıza alınmayacak tabirleri. Zor zamanımda yanımda kim olacak benim? Sen hep benim güldüğüm anlarda, hep benim iyi olduğum anlarda olacaksan, kötü anımda bir tekme de sen atıp, sen bana destek olmayacaksan kim olacak arkadaşım?. Sana “güveniyorum” ben dediğimde, yapmaz dediğimde yüzümü kara çıkartmak için elinden geleni ilk önce sen mi yapacaksın yani.. Yazık o zaman, çok yazık..

Güler yüzlü insanlar hakkında hep düşünülür, bu zaten mutlu diye.. Doğru senin suratında da sahte maske var ama en azından benimkisi dürüst bir şekilde “mutluluk” maskesi, ya sendeki?..

Kimde sorun, nerde sorun bilinmez ama, kaybeden aslında hep bireylerin kendileri olur. Kazanan ise yoktur aslında. Her iki tarafta kaybeder çünkü. Zamanını kaybeder, mutluluğunu kaybeder, verdiği değerleri kaybeder vs vs vs..

Uzaktakine güven ise bundan iki kat zordur. Bir kez sizin güveninizi kırdı mı, tamiri çok ama çok zor durumlara sebep olur.. Bir insanın güvenini kazanmak çok uzun zaman alırken o güveni kaybetmek ,se sadece bir kaç saniye alır. Bu yüzden aslında yeterince üzerinde durulması gereken bir konudur, güven.. Birisine güveniyorum dediğinizde gözünüz kapalı inanmanız gerekir, gözünüzü açtığınızda yanınızda olduğunu bilmeniz, hissetmeniz, inanmanız gerekir. Bu kadar zor kazanılan güvenleri bir çırpıda boşa çıkarmamak gerekir, düşünceler dile getirilirken art niyetli değilde tamamen açık net bir şekilde getirilmelidir. Kalbe nifak tohumu ekmenin manası yoktur..

Ama şu da bir gerçektir ki, bir insana ne olursa olsun güvenecekseniz 2 defa düşünmek gerekir.  Bu her kim her ne şekilde olursa olsun, insan birinden darbe yediği zaman bir daha darbe yememe adına artık sütten yanan ağzın acısını düşünerek artık yoğurdu buzluğa koyup yemeye başlıyor.

Az önce aldığım bir bilgiye göre de güvendiğim dağlar kayak merkezi olmuş, ne diyelim gazamız mübarek ola..