Etiket: günyüzühaber

Kimyasal Çöplük Yuvası

Dünyanın bütün pisliklerini Yalova’ya toplamaya çalışıyorlar şimdi de duydunuz mu?

Ah güzel ülkem ahh neler geliyor senin başına böyle!

Böyle bir tesisin kurulmasını kabul etmek nasıl bir mantığın ürünüdür merak ediyorum doğrusu. Öyle ‘hadi bir tesis kuralım’ denilip geçilecek bir türden de değil bu iş. 39 çeşit kimyasal atık, bitkisel yağ ve petrol ürünlerinden oluşan muazzam bir kirlilik deposu olma yolunda ilerliyor şimdi Yalova. Üstelik bu çöplüğün deniz kenarındaki 26 hektar alandaki -Dikkat!- Fay hattı üzerinde– kurulacak. 2016 yılının sonuna kadar tesisin kurulacağı planlanırken 40 yıl da ömür biçiliyor kendisine. Bunun yanında içerisinde akrilik asit, etil alkol, sülfürik asit, fueloil, mazot, temiz petrol ürünleri gibi 39 çeşit kimyasal, bitkisel yağlar ve petrol ürünlerinin bulunacağı bu tesisin bizim ömrümüzü ne kadar kısaltacağını da hesaplasalarmış iyi olacakmış aslında. Malum bu kadar güzelliğin(!) arasında insanın ölesi geliyor adeta!

Biz nasıl bir milletiz, nasıl bir mantığımzı var bizim. En geri kalmış ülkeler bile bu durumu kabul etmezken, yöneticilerimiz, üst kadroda bizi ‘temsil eden’ yetkililerimiz bu duruma nasıl izin verebiliyorlar hayret doğrusu!

Resmen dünyanın çöplüğü olmaya, atık ülkesi olmaya  ‘EVET’ diyoruz.

Bu durumun sadece Yalova’yı etkileyecek diye düşünenleri, ‘aman olsun ne olacakmış, para gelir işte’ diyerek ses çıkarmayanları da vardır elbet -her zaman olduğu gibi-. Çünkü öyle bir düşünceye sahibiz ki; ‘Bana dokunmayan yılan bin yaşasın’ tabirini doğruluyoruz her olayda. Şimdi kalkıp Rize’deki vatandaşımız bu duruma ses çıkarmayacak mı? Antakya’da oturan orta yaşlı amcamızı, Kırşehir’deki genç arkadaşlarımızı etkilemeyecek mi bu durum?

Kusura bakmayınız maalesef yok öyle bir dünya!

Aynı havayı soluyorsak eğer, komşuda pişer bize de düşer.

(B)ilginize..

Ergene gerçeği ‘Günyüzü’ne çıkıyor

Ergene’nin sesi uzaktan hoş geliyor mu size? Bana yakından da hoş gelmiyor ne yalan söyleyeyim. Çok eski halini görmedim belki ama tahmin etmesi hiç de zor değil. Çünkü benim hayalimde nehir dediğin zaman; billur gibi akan suyu, enfes temiz kokusu, içinde bir sağa bir sola yüzen balıkları geliyor. Hani böyle insanı alıp götüren, göz kamaştıran güzelliği, şırıl şırıl akan sesi. Ufak bir taşa çarptığı anda çıkardığı ve seni senden alıp götüren o huzur hissi. Aslında olması gereken doğal olanı bu değilmidir ki, neden hayâl olsun böyle bir dilek?

Ergene’nin kalbini gördüm, Lüleburgaz’ın Karamusul Köyü’nde. O kalbinin ne kadar yorulduğunu, etrafını da ne kadar kötü etkilediğini gördüm. Hayâlim hayâl olarak düşekaldı oracıkta. Kurduğum cümlelerin, tarifini ettiğim kelimelerin yanından bile geçmiyordu gördüğüm manzara. Bir köprü üzerinden kuşbakışı bile bakamadım, içim gitti. Siz hiç siyah akan nehir gördünüz mü? Ben gökkuşağını gökyüzünde bilirdim hep ta ki Ergene üzerindeki atık yağlardan oluşmuş sahte gökkuşağını görene kadar.

Peki siz hiç kel tavuk gördünüz mü? Ne yazık ki ben gördüm. Garibim neler çekmiş oralarda, dökmüş tüm tüylerini. Bizim insanımız derdini anlatamamaktan, çözüme kavuşturamamaktan dilinde tüy biter, saçında saçlar düşer gider ya; buradaki insanları geçtim artık ‘hayvanlar’ isyan ediyor bu duruma. Genetiği bozulmuş hayvancağızın, yeşil yumurtluyor bu tavuk. Sen hiç 3 bacaklı deve gördün mü? Getir onu da buraya, sana nur topu gibi 3 ayaklı develer doğurur hiç merak etme. Şaka değil bu gerçek. O derece kötü durumda Ergene.

Hani evde çöp 1 gün fazla beklese kokudan duramaz burnunuzu tıkarsınız ya, buradaki insanlar o kokudan daha da kötüsüne maruz kalıyor. Hem de bir gün değil, iki gün değil, her gün, her dakika, her an! Öyle bir kirlilik hakim ki, salgın hastalıklar salınıyor etrafa. Kanser vakaalarındaki artış, enflasyon oranının yanında devede kulak kalır. Suçlusu kim peki bunun? Sebebi nedir?

Koşup bir aynaya bakmak gerek, sonra biraz da ters tutup etrafa göstermek gerek. Suç ‘hepimizin!’. Buna izin verenler de bu durumun olmasına neden olanlar da suçlu.

Fabrika atıklarını arıtmadığı için, bunu denetleyen kişi/kurum doğru düzgün denetlemeyip, caydırıcı cezalar vermediği için, olumsuzlukları gördüğü halde tüm insanların çaba sarfetmeyip sustuğu için bu halde Ergene. Eğer burada insan sağlığı, canlı hayatı söz konusu ise, ortada ne para, ne mal, ne mülk, ne siyasi, ne de başka bir amaç/araç düşünülmeli. Sorun ne ise, ona layık bir çözüm getirilmeli. Çünkü burada zıtlaşılacak yahut rekabet edilecek bir durum yok. Bir canlının hayatı üzerine kumar oynanmamalı!

Tüm gerçekler artık ‘Günyüzü’ne çıkıyor. Ergene’nin haykırışları, her bir karış toprakta duyuluyor. Sen de bu sese kulak kabart, durma! İğneyi de çuvaldızı da batırmak gerek artık. Vakit çok geç olmadan, can bedenden çıkmadan, sahip çıkalım Ergene’mize. Gerçekler acı verse de, yüzleşelim hep beraber. Sorun olmak yerine çözüm olalım hep beraber. ‘Bana ne’ demek yerine, bir el de sen uzat ve bu sese ses kat.Sen bizimle ol ki, Ergene de bizimle olsun.

Akan gözyaşı yerine, pırıl pırıl nehir suyu olsun.

Ali MAZILIGÜNEY

Günyüzü Gazetesi

20.07.2011 5. Sayı

Ergene Kollarımız Arasından Kayıp Gidiyor

Bir nehir var aramızda; zamanın akışına kapılmış bir halde taa Karadeniz’den doğup her gün ve uzun soluklu bir yolculuk eşliğinde Meriç Nehri ile birleşip tüm yorgunluğunu Ege Denizi’ne döken bir nehir. Ergene derler ona, öyle bilir herkes, durmaz akar durur..

Kaç zamandır bizlerle birlikte Ergene, sen yokken, ben yokken o vardı buralarda. Önceleri aktığı suların altındaki minik kum taneleri parlardı, güneşin savrulan ışıklarının her çarpışında. Uğradığı toprakların canına can katıp, yeşiline yeşillik katardı. Sayısını bilmediğimiz kaç canlıya besin kaynağı olmuştur kim bilir. Onun taşıdığı mineralle yeşerirdi tohumlar, büyürdü arpalar, buğdaylar, çeltikli tarlalar. Ardından toplanır ve dağıtılır her biri Edirne’den Ardahan’a, Zonguldak’a, Diyarbakır’a. Soframızdan eksik olmayan pirincimizde gizldirr. Hatta o pilavı yaparken kavurduğumuz ayçiçek yağında saklıdır Ergene’nin hatıraları.

İşte her güzellik gibi Ergene de böyle başladı hayatına. Ama büyüdükçe arttı dertleri, hastalığına hastalık eklendi. Şimdilerde ise can çekişiyor, zor tutunuyor toprağa. İnsanlık kurban seçti onu. Teknolojiyi geliştirdi, var olan tüm değerler tüm kıymetler göz ardı edildi. Hayat kolaylaştırılacakken çevreye bir çok zarar verildi. İşte o büyük zararlardan birine maruz kaldı Ergene. Ne zaman sanayi bölgesi oldu Trakya, o vakit başladı atıklar çevreye bilinçsizce atılmaya. E biz demedik mi, taa Karadeniz’in köşesinden kopup geliyor diye, komşu sanayide pişer de, pisliği bize düşmez mi. Sağolsunlar ekonomiyi canlı tutup, insanlığa fayda sağlamaya çalışırken, bıraktıkları o zehirli atıklarla aynı insanlığı ölüme terkediyorlar farkında değiller. Arıtmıyorlar atıklarını, temizlemeden bırakıyorlar akıp giden güzelim nehire. Garibim Ergene’m nasıl temizlesin onların pisliklerini harap ve bîtap düşmüş artık, yenilmiş onlara, yeter mi hiç gücü!

Şimdilerde bizden daha kötü durumda Ergene. Can çekişiyor, sessizce çığlık atıyor insanlığa. ‘Kurtarın beni’ diye bas bas bağırıyor duymadın mı hiç? Düşenin dostu olmaz demeyin siz de, dostu olun Ergene’nin. Eskisi gibi canlı olsun hayat versin her yere. Kapkara akmak yerine, pırıl pırıl olsun suyu. Mis gibi doğa koksun, yanmış yağ, zift kokusu değil. Şifa dağıtsın milletine, zehir değil. Bakanın yüreği parçalanmasın, huzur dolsun içi. O sizden vazgeçmiyor çünkü, yıkılmadı hala ayakta dimdik duruyor.
O direniyor, siz niye direnmiyorsunuz!
O olanlara isyan edip ölüm sinyalleri saçıyor etrafa, neden duymuyorsunuz!
O daha ölmedi, kefenini hazırlamaya kalkışmayın.
Doktoru sensin, doktoru benim, doktoru herkes.

Ona zarar gelirse bil bakalım talih kuşu kimin başına konar. Atıp tutmaya gerek yok, 3 yanlış 1 doğruyu götürmüyor. Yapılan tüm yanlışlar tüm doğruları götürüyor ve farkında mısınız Ergene kollarımız arasından kayıp gidiyor…

Ali MAZILIGÜNEY

Günyüzü Gazetesi

20.07.2011 5. Sayı