Bir gün Edirne’ye gelirsen eğer
Beni bulamazsan hiçbir tarafta
Bari ayağını çabuk tutuver
İnan, bekliyorum seni arafta…
Eğer oyalarsa seni Edirne
İstemezse gönlün ayrılmak oradan
İnansam beni de özlediğine
Ben de Edirne’ye dönerdim, inan

diyen Ahmet Kutsi Tecer’in “Bir Gün Edirne’ye Gelirsen” şiiriyle anlatmış Edirne’mi..

Ne de güzeldir benim Edirne’m. Ne de hoştur. Çoğu kişi -öğrenci daha doğrusu- sev(e)mez Edirne’yi. Belki çok fazla beklenti içinde olduğundan belki de gençlik çağlarını deli gibi yaşayacakları alan olmadığından. Benim fazla bir beklentim yoktu zaten, Ö.S.S’de Edirne’yi yazdığımı dahi hatırlamıyorum o derece 🙂 Yani benim için tam anlamıyla bir süpriz oldu diyebiliriz.Çünkü o zamanlar herkes kazanıp gitme derdindedir ya herhalde ben de o psikolojiyle unutmuşum ya da dikkat etmemişim. Kazanıp gittiğimde de güzel gelmişti hala da güzel gelir gözüme. Farklı bir şehir.Taşıyla, toprağıyla, meriçin azgın(hem de ne azgın bir görseniz) suyuyla, bir tutam yeşiliyle, insanıyla, ne de güzel bir şehir.Başta çok yadırgamıştım, mâlum yeşillerin arasından, dağ bayır ova çimenlerden, masmavi deniziyle hırçın dalgasıyla Karadeniz’den kalkıp kuytu bir köşeye doğru göç ediyorsunuz ve bu saydıklarımdan hiç biri yok. Gözünüzün alabildiğince düzlükler ve koskoca tarlalar arasında tek bir ağaç bir başına kalmış. İlk yıllarımda her bir yolunu arşınlamışımdır. Kulağımda müzik, ayağımı sürte sürte, sağa sola baka baka gezmişimdir bilmediğim sokaklarda.Kaybolmuşumdur hep de birbirine benzeyen sokak aralarında.Etraftaki insanların seslerini dinlemişimdir, konuşma tarzlarına ve hareketlerine karşılık tebessüm etmişimdir. Hoşuma gittiğinden sahiplenip kabullenmiş ve farkında olmadan ben de kaptırmışımdır kendimi. İçimde inceden inceden kendini belli eden şopar ruhunu dışarı vurmuşumdur 🙂 Üjbej dakikada farklı biri olursunuz, ayna tutsalar kendinizi tanıyamazsını emin olun 🙂

Oynamayı bilmeyen birisi bile oranın düğününe gittiğinde içi kıpır kıpır olur, sahneye kalkmak ister. Hadi ordan demeyin cidden ister 🙂 Herkes öyle içten oynar sallar ki göbecikleri, amannn sabahlar olmasın diyerekten fırlarsın sandalyeden. Hani bu annesinin yanında masadan izleyen kızanlar gibi olsan da sen de alışırsın oynamaya. Ben alıştım mı, ehh diyebilirim 😛

Her bir sokağında bir hatırası yatar Edirnemin.Ben de saklı gizli hatıraları. Kaldırım taşlarında gizlidir ıslanan yağmura karışan gözyaşlarım, meriçin suyunda gizlidir içimdeki haykırışlarım. Kimi zaman Söğütlükteki bir tutam ağaçların arasında dolaşır umutlarım, el ele gezer kimsenin yürümediği yollarda kırgınlıklarım.

Az değil, bir çok parçam var Edirnede, herkes kaçıp gitmeyi düşlerken, ben kalmayı düşlüyorum, herkes bir an önce kaçıp evinde dönmek isterken ben biraz daha seyredalayım diyorum. Yazın sıcağı, kışın ayazı çekilmez belki ama beni kendine çeker Edirnemin havası suyu..

Bir gün Edirne’ye gelirsen eğer, her bir parçasında bulursun izimi,

Etraftaki insanların gözlerinde ararsın beni,

Köprüden geçerken hissedersin bedeninin esirliğini,

Ama bulamazsın beni,

Bendeki yara, bendeki izi,

Şimdi heryerde dizi dizi,

İstesen de bulamazsın birlikte ikimizi..