Biz seninle aynı gökyüzünü paylaşıyoruz sevgilim. Ne kadar uzakta olursak olalım, ne kadar yüzümüze hasret de kalsak, aynı havayı soluyoruz.

Pek farklı yaşamıyoruz birbirimizden. Nefes al, nefes ver. İki nefes arası yaşayıp duruyoruz. Kimi zaman nefesimiz, nefesimize karışıyor, sesimizi bile duyamıyoruz. Kimi zaman çığlıklar arasında, ikimizden başka hiçbir ses duymuyoruz.

Tenlerimiz tanımıyor daha birbirini. Sadece kokusu sinmiş işte uzun soluklu yürüdüğümüz yollarda, bir de el ele tutuştuğumu o sayılı anlarda. Kalp atışlarımız hep aynı ritmde. Bir saat misâli atıyor solumuzda. Ben diyeyim, ‘tik‘ sen de ‘tak‘.

Vakitsiz bulmuşuz birbirmizi. Kim derdi seninle olacak diye? Yazın kavurucu sıcağının altında görüşemesek de, kışın soğuğunda ısıttık birbirimizi sevgimizle. Aynı tabaktan  yediğimiz yemeğimiz de oldu. Üşüyen ellerimizi sardığımız, heyecandan yanaklarımızın kızarıp, utandığımız. Bir sıcak çay bile ısıtamadı içimizi, birbirimizi ısıttığımız kadar. Her bir kelimemizde birbirimizden esinlendik, kırpmadan gözlerimizi, izledik.

Hasret kaldık belki de. Günlerimiz haftalarımıza, haftalarımız aylarımıza bağlandı. Farkında olmadan, kaşla göz arasında, yıllar aylandı, aylar yıllandı. İkimizin de içi acıdı, bazen gözlerimiz ağladı. Ne vakit boynumuzu büksek, hep bir öpücük çıktı, gönlümüzü aldı.

Aramıza kilometrelerce yol girdi, bizi bizden aldı. Bir çırpıda yanına koşamamak, omzumuza başımızı yaslayamayacak kadar uzak kaldık. Ama birbirimizden hiç ayrılmadık. Bak solumdasın sen yine, sağ bileğimde senden kalan hediye, resmin hâyalin, hep gözlerimin önünde.

Aynı gökyüzünü paylaşıyoruz seninle, aynı havayı soluyoruz ikimizde. Dışımız üşüse de, içimiz yanıyor hâliyle.

Unutma!

Nefesin nefesimde, ellerim titreyen ellerinde.