Etiket: aşk

Muamma

husranKirlettiklerini çıkartıyorum hayatımdan,
Güzel sabahlarını hatırlıyorum,
Canımı yakmadığın,
Tadını aldığım akşamları bir de..

Beraber güle oynaya eğlendiğimiz,
Elele tutuşup cadde cadde gezişimizi,
Sarılıp beraber uyuyuşumuzu..

Alkol masalarındaki gülüşlerimizi,
Denize nazır küfredişlerimizi.
Haykırıp bulutlara, dağlara, kuşlara,
Birbirimizi sevişimizi..

En sevdiğin yazıları saklıyorum mesela,
Aklıma kazıdıklarından ziyade,
Yüreğime kazıdıklarını tutuyorum..

Güneşi doğuruyorum her karanlığımın ardına,
En kuytuda kalmış yıldızları seçiyorum
“Bu benim yıldızım” diyerek..

Sevdiğim bir şarkının nakaratı gibi
İkimizin şarkıları çalıyor duvarlarımda,
Loş ışık, hafif yağmur damlıyor yanaklarıma..

Başını sonunu çok iyi bildiğim halde
Yalnızca ortasını seviyorum bu aşkın,

Başlangıcı muamma,
Sonu hüsrân..

Unuttun mu?

Ah be sevgili ah be.. Ah be diyebiliyorum sana sadece. Söylesene nasıl gelebildik biz bu hale, nasıl düşebildik söylesene…

Daha dün el ele gezerken, göz göze hayallere dalarken şimdi gözden uzak, hayallerden ırak. Birlikte gezerken, şapşal şapşal gülerken ne de güzeldi. Deli gibi kızdığımız, bir o kadar da gözümüzden yaş gelircesine güldüğümüz anlar. Anlık kararlarla diyâr diyâr gezdiğimiz uçuk kaçık yerlerde minik minik hayaller bıraktığımız zamanlar.

Çok mu kötüydü be sevgili? Çok mu değersizdi? Ya da bir çırpıda kolayca unutulabilecek şeyler miydi?

“Köpek gibi seviyorum” derdin ban sevgili, deli gibi aşık olduğunu söylerdin. Söylesene o zaman aşkın senin bu kadar mıydı da kolayca çekip gittin? Bu kadar anlamsız mıydı yaşanan her şey de bu denli kopup gittin. Ağlar ördüğümüz kaderimizi bir çırpıda nasıl yıkabildin..

Unuttun mu diye sorarlar insana. Günlere değil, aylara değil, yıllara sığdırılmış dolu dolu anları unuttun mu diye sorarlar.  Cevabın var mı sevgili? Kolayca cevaplayabilecek misin bu soruyu? İçim rahat gönlüm ferah deyip, vicdanımın telleri titremiyor diyebilecek misin? Gözünden yaş gelmeyerek, yüreğin sıkışmayarak, sesin titremeyerek dile getirebilecek misin bunları? Fotoğraflara bakmadan durabilecek, yazılanları okumamak için sahip olabilecek misin gözlerine? Peki ya yadigâr kalan, burnunun direğini sızlatan tenin kokusunu unutabilecek misin? Sızlamayacak mı minik burnunun direği? Buğulu buğulu bakmadan durabilecek mi gözlerin? Yanı başında yanan mumun alevine dalarken, kulağın ses çalmadan, her kapı çalışında “geldi mi” diye heyecanlanmadan durabilecek misin? Beyninin içini kemiren düşüncelerden, gittiğin her yerde düşünmekten kendini alıkoyabilecek misin? Rüyalarına sahip çıkıp, apansız uyanmadan deliksiz uyuyabilecek misin?

Yapabileceksen bunları unut sevgili, unut. Ne var ne yok her şeyi unut gitsin. Yaşanmamış farzet, heba edilmemiş say onca zamanı.  Sevgi emektir derler, hiçe say o emeği. Sil hafızandan at yüreğinden. Kalmasın en ufak bir hatıra bile. Yastığından at kokumu, etrafından at hatıraları. Boşver beni, boşver bizi. Biz olamamışız demektir zaten.

Ama unutmadıysan eğer, koy eline vicdanına sevgili. Koy elini yüreğine sevgili. Ben bir zamanlar ordaydım. Hala olmayabilirim ama son kez koy elini oraya ve söyle kendine, sor kendine

Gerçekten unuttun mu her şeyi sevgili, unutabildin mi?..

Biz’siz’lik..

Sen hiç ben oldun mu sevgili?

Ya da biz olabildik mi hiç?

Biz sevgili olabildik mi?

Ya da neydik biz?

Hep böyle olur değil mi sevgiler aşklar. Önce her şey çok güzel başlar, ardından kavga gürültü ve kıyamet kopar. Tanımak için can attığın, gününü, ânını harcadığını gün gelir unutmak için çabalarsın. Ne acıdır..

Bir zamanlar gözlerinin içine baktığında gördüğün “sen”i görmek ister, göremezsin. Hep aynı soruları sorarsın. Bir zamanlar senin olan ellerin, şimdi ellerin’dir. Yatmadan önce kokusunu duyarsın. Bir zamanlar kokusuyla uyuduğun, yastığına parfümünü sıkıp, elbiselerinle avunduğun geceleri hatırlar, her yastığa baş koyduğunda burnunun direğinin sızlamasına neden olursun. Çalan her bir hüzünlü şarkı daha bir anlamlı gelmeye başlar. Sanki tüm şarkılar sizi anlatıyormuşcasına, her bir sözünden bir pay çıkarır, bir olaya bağlarsın. Ne kötü..

Hiçbir şarkıyı içten dinleyemez, onun yaşadığı şehri sevmene rağmen artık nefret etmeye başlarsın -ya da çabalarsın- Durup durup karşına çıkar o’na dair hatıralar. Kafanda bitmek bilmeyen çengelli sorular. Bilmem kaç bilinmeyenli denklemleri bile çözmek daha kolay gelir bunun yanında.

“Şimdi ne yapıyor?  Acaba sevmiyor mu artık gerçekten? Peki niye bu zamana kadar bu kadar çok şey yaşadık? Hepsi bir hiç uğruna mıydı? Hani çabalayacaktık herşeye/herkese rağmen? Hani geleceğe dair umutlarımız vardı?  Aynı evin anahtarını taşıyacaktık oysa n’oldu? Neden bu kadar değişti birden? Başkasını mı sevmeye başladı? Sabah yine kahvaltısını yapmadan mı çıktı? Gece geç saatlerde uyanıp duruyor, üstünü açık tutmasa bari? Arkadaşlarıyla mı geziyor ki? Şimdi o başkasını mı öpecek? Bir başkası mı onu sevecek?….”

Tüm soruların içinde debelenir, balçığa bulanırsın adeta. Kafanı kemirdikçe kemirir. Eline telefonu alırsın, eski yazışmalarınızı okursun. Silmeye kıyamadığın fotoğraflara bakar gözlerin tam dolmuşken kapatırsın. Onu takip edersin her yerde. Her telefonun çalışında sanki ondan bir mesaj gelmiş, o aramış hissiyle heyecana kapılırsın. Ama o değildir hiçbir zaman..

“Biz”ken dün, bugün “sizli bizli” olursun adeta. Kalbinin ucu yanar yanar tutuşur. Adının geçtiği yerde kalbinin atışı değişir. Damalarındaki kana hükmedemez, hücrelerine söz geçiremez olursun. İstemsiz şekilde heycanlanır, elin ayağın dolaşır, dilin damağın kurur adeta..

Sonra yele kapılırsın. Sevgi denizinde yüzerken, umut çamuruna batarsın. Artık olamayacağını bile bile, son kozunu oynayıp, can havliyle son dalı tutmaya çalışırsın. Ama hep kayar elin.. Ve her defasında daha da derine batarsın.. Kurtaranın olmaz..

Artık sözler yetmez olur derdini anlatmaya. Kimsenin de anlayacak dermanı kalmamıştır zaten. İpler kopmuş, koptuğu yerden bağlanmıştır ve canı en çok o düğümler acıtır. Bir kere yırtıldı mı kağıt, eskisi gibi durmaz bir arada. Hep çizilir üzeri, hep kesilir uçları, yırtılır..

İstenmediği sürece durduramaz kimse zirveden düşen çığı. Önüne set kursan da yıkar geçer. Engel olamazsın gidecek olana. Kafaya koydu mu gider. Gitmek kolaydır, zor olan kalmaktır. Mesele hep zor olanı başarmaktır, zor olana katlanmaktır. Ama kimse zora gelemez. Kimse birbirine sonsuza kadar katlan(a)maz(mış)..

Aşkta, sevgide kazanan olmaz. Her iki tarafta kaybeder. Verdiği emeği kaybeder, zamanı kaybeder, değeri kaybeder, duygularını, umutlarını, heycanını kaybeder. İlk aşkı olmak mesele değil, “son” kalabilmektir zor olan. Bunu başaranlardır mutluluğa doğru yol alan..

İnsanoğluyuz biz, kadir kıymet bilmeyiz. Her şeyi bir çırpıda siler atarız.

Tek bir şey hariç

“Hatıralar”..

Onları hiç kimse atamaz, satamaz, unutamaz. Unuttum diyen yalan söyler!

Ve her ilişki acı sonla biter. Bir zamanlar “canım” dediğinle canından uzak olursun. Biz’den uzaklaşır, siz olursun.

Biz’siz’lik denilen şey de budur..

Her iki tarafın yok oluşu..

Anılar, Hayaller..

Anılar, hayaller

Kendi başına kaldığında hayat çok çekilmez olur genelde. Her şey üstüne geliyormuşcasına yalnızlık damarın tutar, kabarır. İsyan bayraklarını çekersin. Durursun geçmişi düşünürsün. Durusun geleceği düşünürsün.  Sevdiğinle birlikte geçen zamanları birlikte yürüdüğün yolları hatırlarsın. Yatağına yatmadan önce gözünde canlanır, aynısını tekrar rüyanda yaşarsın. Kimi zaman gözün nemli uyanırsın soğuk yatağından. Kimi zaman da hafif tebessümlü. Ama her seferinde nefesini kurutur gecenin karanlığı.

Tez geçsin zaman diye sayıklarken buluyorsun kendini. Bir anda duyduğun şarkıda alıp götürüveriyor seni geçmişe. Tek bir şarkı sözü hatırlatıyor yaşanmış onca sevgi yapraklarını. Tohumdan filizlenerek yeşeren, kökleri derine inen sevgini hatırlıyorsun. Gözünün önünde onun hayali, uzun saçlarını düşünüyorsun. “Aşk” denen duygun kabarıyor minik yumruk kadar yüreğinde. Dokunmaya çalışanlara karşı taş kesiliyorsun adeta! Dokunsalar ağlayacak, dokunsalar ağlatacak gibi oluyorsun.

Uzaklara dalıyorsun olur olmadık zamanlarda. Bazen iki satır karalıyor, orada buluyorsun kendini. Bazen sinirinden kemiriyorsun tırnaklarını. “Nasıl yapar bunu, nasıl düşünmez beni!” diye hırslanıp kendinden çıkarıyorsun acını. Etrafına alev saçıyorsun adeta. Ona zarar veremediğin için, zarar veremeyeceğin için başka yerden alıyorsun hırsını. Geçmiyor, geçmek bilmiyor kimi zaman kırgınlıkların. Ama yine de “o” diyorsun. Yine de her şeye rağmen “o”..

Yalnız kaldığını onu özlediğini, yastığı yorganı yırtarcasına hasret kaldığını bilmesini istiyorsun. Senin düşündüğün kadar onun da seni düşünmesini, senin hayal kurduğun kadar onun da hayal kurmasını istiyorsun. Bir adım geldiğinde koşarak gideceğini biliyorsun. Fedakârlık yaptığını en az onun da senin kadar yapmasını istiyorsun.

Aklında da yanında da o olsun istiyorsun. Yanına bırak bir erkeği, erkek sineğin yanına yaklaşmasına tahammül edemiyorsun. Elin kolun bağlı kaldığı zamanlarda çıldırıyorsun. Başka birisinin nefesinin dahi yanından geçmesine katlanamıyorsun. Her şeyiyle, nefesiyle, teniyle, bakışlarıyla sadece sana ait olsun istiyorsun. Senden başka her şeyden uzakta, sadece sana tutuklu kalsın istiyorsun. Etraftakiler gibi yanında biri varken, onunla ilişkisi varken aklı başkasında olanlar gizli saklı iş yapanlar gibi olmasın istiyorsun. Arada her şeyden çok“güven” olsun istiyorsun.

Güvene dayalı, sevgiyle inşaa edilmiş hayaller kuruyorsun geleceğe uzanan. Temeline minik minik umutlar yerleştirdiğin, en kaliteli tohumların filizlenmesi için en değerli göz yaşlarıyla suluyorsun. Eğer‘e meğer‘e izin vermeden keşke‘lerin uzaklaşmasını istiyorsun. “Ama” ile başlayan hiçbir bağlaca izin vermeyip, hep üç nokta ile geleceğe uzanmak istiyorsun. Her şeyi bir kenara bırakmış, ona ait olurken, onun da sana ait olmasını istiyorsun.

Çok değil istekler. Yatla, katla olacak iş değil bunlar. Ferhat olup dağları delmekle de olacak iş değil. İlgi ile, alaka ile, sevgi ile, güven ile, anlayış ile olur. Parayla saadet olmaz. Ama saadet olunca para da olur. Anıların büyük olursa, bağların kuvvetli olursa, anlayış derecen o kadar büyük olur. Karşındakini ne kadar çok tanırsan kendini yerine o kadar iyi koyabilir o kadar derdini anlayabilecek kadar olursun.

Eğer seviyorsan, aşıksan çok değil, üç beş parça bir şey yaparsın, gerisi çorap söküğü gibi gelir ayağına cuk diye oturur..