Bir yaz mevsimi uğramıştı bana sevgi. Yeşermiş dalların arasından kopup yüreğime düşen yaprakla başladı. Tozlu raflara kaldırılmış, küf tutmuş yüreğe ılık ılık esen rüzgârla düştü. Issız adaya düşen kar tanesi, çölün ortasına yapılmış hayratlık gibiydi. İmkânsızın ötesinde.

Karalanmış, yırtılmış, kilit vurulmuş bir defterin sayfalarını atıp, yeni bir defterle başladım hayata. İnce ince yazılmış, ilmek ilmek dokunan defterle. Özenle seçiyordum kelimelerimi. Üstünü karalamak, sayfayı yırtmak yerine en başından özenle çiziyordum harflerimi. Satılarımı defalarca okuyup mırıldanıyordum. Yazarken açıldı yüreğimin kasveti. Üzerine çökmüş katran karası bulutlar aralanmaya başladı adeta. Sağanak sağanak yağan yağmurlar aldı götürdü pisliklerini. Arınmaya başladı.

Yeniden doğmuştu..

Gün dönümü, ay dönümü, yıl dönümü gibiydi. Koskoca bir asrın kapanıp, bir çağın tarihten silinip yeniden başlaması gibiydi. “Milâd“tı adeta!

Öyle güzel rüyadaydım ki, başımı yastığa yasladığımda, kapanmış gözümün ardında hayalin yer alırdı. El ele dolaştığımız yollar, sarmaş dolaş olduğumuz rüyalarımız vardı. Geleceğe dair ektiğimiz minik minik tohumları, avuç içlerimiz kanarcasına, gözyaşlarımızla suladığımız hayallerimiz vardı. “Birlikte” olabilecek her anı tek tek yaşayacağımız zamanların tutkusu içimizi nahoş ederdi..

Ne oldu ki.. Ne değişti..

Kim bilebilirdi açan güneşin, yakıcı güneşin bir anda çekip gideceğini. Yerini karanlığa bırakıp, yakamozdan uzak bırakacağını.

Nerden bilebilirdi..

Ekilen tohumlar filizlenemeden çıkarıldı yerlerinden, daha yeni aydınlanmaya başlayan, satırları parıl parıl parlayan defterin kapağı tekrar kapandı. İnci gibi dizilen satırların üzeri çizildi. Ve daha ilk sayfadayken, bitti defter.

Meğer tek sayfalıkmış..

Kapı açık kaldı..

Yürek cereyanda kaldı..

Çarpıldı.