Please follow and like us:
0

Özgürüz, özgürüz diyoruz.. Ne kadar peki? Hangimiz düşüncelerimizi “özgürce” ifade edebiliyoruz ki? . Her açıdan, her taraftan bir baskı altındayız –ama görünen ama görünmeyen-. Biz sadece gözümüzün gördüğünü biliyoruz aslında, görmediğine de inanıyoruz doğal olarak.  Yaptıklarımızla çelişiyoruz çoğu zaman. Çünkü düşüncelerimizle örtüşmüyor eylemlerimiz. Kısıtlanıyoruz farkında olmadan. Ben “Sen kötüsün” diye bağıra çağıra söyleyemiyorum nedense, sen gelip karşıma “Bu yaptığın yanlış,yapma!” diyemiyorsun, sırf ben kırılmayım, üzülmeyeyim diye. Sonra da umut bağlıyoruz işte böyle geleceğe, “Hep ben doğruyum, benim yaptıklarım doğru” diyerek..

Benim için doğru ama senin gözlerinin içine bakmamak. Çünkü biliyorum eğer ben bakarsam, sen yanarsın. Çünkü ben biliyorum, senin gözlerin gözlerime değdiğinde alev çıkacak, yanacak ortalık. Ben düşüncemi saklıyorum senden, katlanıyorum sana ama bu sonu hep böyle gitmeyecek. Emin ol bir gün yolun karşısında ben değil, senin ecelin bekleyecek..

Benim için doğru seninle yüz yüze gelmemek, kendimi boşluğa bırakırcasına konuşmak. Çünkü biliyorum benim düşüncemle seninki örtüşmeyecek. Ben sana iki gözümle bakarken, sen bana başka gözlerle bakacaksın. Ben seninle sohbet ederken, içimden geçmeyecek senden geçenler. Belki bu yüzden susacak gözlerim, eğilecek başım ve diyecek “hayat”..

Sen beni düşüncelerinde yer ettin mi? Oralarda bir yerlerde küçük de olsa bir yerim var mı? Ama var ama yok.. O zaman düşüncelerinin geldiği yere git! Benimle derdin olsa da olmasa da, düşüncen benle ise, eylemin de benle olsun.. Ne bir başkası, ne de başkaları..

Sen sen ol, bana gelmeden önce düşüncelerine uğrayıp da gel, zaten beni köşeyi dönünce bulacaksın. Belki de köşeyi dönüp kaçacaksın..

Ali MAZILIGÜNEY

17.11.2010

Please follow and like us:
0