Please follow and like us:
0

Ders Psikolojisi

Sınav dönemlerinde meydana gelen değişiklikler serisine bir kez daha hoşgeldiniz.

Perdemizi aralıyoruz ve karşımıza yine o güzide sınav programı çıkıyor. Bu kez de bu dönemde vücutta meydana gelen bazı değişimlerden bahsedelim istedim.Sınavın türüne göre değişen bu belirtilerin aslında türle bir alakası olmadığını anladığımızda anlıyoruz ki, biz biz değiliz. Neyiz diye sormaya kalkarken, cevabımızı kendimizde buluyoruz. Sonra yine kaybediyoruz. İşte bir kaç ders ve vücuttaki etki tepki prensipleri..

Kimya sınavına çalışanların kimyaları her daim bozulur biliriz. Sağlıklı olalım, organik besinler yiyelim derken içindeki, aminoasitlerden karbonhidratlara kadar inerler ve ardından bir bakmışlar kendilerini Ph dengesinin içinde bulmuş ve vücutları hafif morumtrak bir tungsten rengi aldığını farkederler. Demiştim zaten kimyası bozuluyor insanın diye, hatta bakınız çoktan bozuldu bile.

Fizik sınavına çalışanların önce bir saçları tel tel dökülür arkadaş. Burda hem fikir olalım. Ardından fiziği alt üst olur gider zaten. Gökyüzünde yalnız gezen yıldızların doğrusal bir hareket mi yoksa sabit ivmeli düzgün hızlanan bir hareket çektiğini düşünürken, tııık kayış kasnaklar kopar, palanga sistemi ve 9.81’lik yer çekimi ivmesiyle birlikte beden daha da ağırlaşır. Artık taşıyamaz hale gelen bedeni Newton’un kafasına düşen elma gibi düşürür yere merkezkaç kuvveti.

Biyoloji çalışanlarda görülen değişiklikler ise saymakla bitmez. Ama bir kaç adet saymak gerek sanki. Di mi? Ekosistem içerisinde bulunan ve bir zamanların gözdelerinden besin piramidinin en üstünde duranlar, şimdilerde yerlerde sürünüyorlar. Sanırız bu yılanların ayaklarının körelmesi gibi bir şey işte. Ardından sıçtın mavisini görmeye yakın mideden gelen dalgalanmalar vücutta bir rezonans yaratarak kalın bağırsakları harekete geçirirken imdat diye bağırsak mı bağırmasak mı diye düşünmeye başlar genç. İşte tam da bu noktada zaten sınava girmemek için bahane arayan genç direk rapor eğilimine gider. E ne diyelim. Hayrola..

Matematik derler içini dışını kemirirler. Çoğu gencin baş belasıdır. Herkesin mi aynı sorunu olur, herkes mi bu konuda yaralıdır arkadaş! Başlangıçta kolaydır tabi ama her zaman da bakkal çakkal matematiği değil ki bu arkadaş. İşin içine integralimsi bir türev girip ardından, gözlerinin birinden akan yaşların yanaklardan süzülürkenki ivmesini bulmak isterken, aynı anda burundaki golgi aygıtından çıkan sıvının hapşurmanın etkisiyle birlikte birbirini yakalaması ve kesiştikleri noktadaki ağız bölgesinden düşen karışımın yere düşme periyodunu belirlememizi isteyen sorular çıkar karşımıza. Hani nasıl bir olasılıkla hesaplayabiliriz bunu, muamma. Ama olmaz mı? Olabilir. İşin içine Pisagor bağıntısı ve Pascal üçgeni giriyorsa, biz bunu kenarortay ya da muhtemelen yaş problemiyle çözebiliriz gibime geliyor.

Geometri dediğiniz zaman akan sular durur, gök yarılır, yerle bir olur. Hayata ikizkenar mı bakarsınız, yoksa dik kenardan mı bilemiyorum ama iç açılarınızı toplasalar 180 den fazla çıkar, eminim. Çemberin çevresinde dolanıp, dikdörtgenin hacminde kaybolur düşünceler. Işın parçaları bir bir saplanır silindir yüreklere. Analitik düzleme bir türlü oturamayan koca popolar, paralelkenar evrenine doğru yola çıkan düşünceleriyle “Acaba bana hoca yamuk yapar mı?” diye söylenmeden edemez. 3 boyutlu cisimlere giremeden 2 boyutlulularda debelenirken son noktanın analitiğini koyarak çalışmalarını bitirir, ama yine dersi geçemez.

Edebiyat sınavları hep es geçilir nedense. Kolay derken içerisinden hurrrrraaa!! diye çıkan Divan Edebiyatı’ndan tutun aşıksan vur saza şoförsen bas gaza aşkım bas gaza dercesine peşinden kovalarlar seni. İçerisindeki redifler rüyana girer, cinaslı uyakları bir zamanların Cin Ali’siyle kıyaslamaya kalkarsın mazallah!.. Bir de grup halinde çalışıyorsan kafadaki İyot oranının azalması ve beyne yeteri kadar oksijenin ulaşmamasından dolayı sapıtarak cins cins espriler yapılmaya başlanır ve biri iki güzel cümle söyledi mi “Bana edebiyat yapma laaan!” diyerekten çıkışılır. Sağlık olsun, korkmaya gerek yok. Üstüne bir gece uyuyup, iki kez tuvalette zıçarsanız düzeliyorsunuz. Deneyen arkadaş Hurkarterm Taptap bunu ifade etmiş. Ona da burdan geçmiş olsun dileklerimizi iletelim ve Aşağı Himlayalar atasözünü kulaklarına küpe ettirelim “Hayat kötü, kolla götü!”..

Tarih diye bir ders var ki, Allah Allah.. Parayı bulan Lidyalılardan tutun, kafayı bulan öğrencilere kadar her şey işleniyor. Dünyanın ötesindeki savaşlar, at üzerinde kılış kuşananlar. Yerin altından çıkan külçe külçe altınlar, derste dinlediklerinden sonra etkilenip eve geldiğinde “Anne ben evde Rönesans yapıyorum, Reform yapıyorum!” dediğinde “Yürü eşşek sıpasına bak, daha odasını toplayamıyor, kıçındaki kirli donunu yıkayamıyor roform yapacakmış! Yürü baban duymasın öldürür seni!” naralarını duyduktan sonra havası söner.

Sosyal Bilgiler vardı bir zamanlar (ki hala varlar sanırım di mi?). Bunun isminin A-sosyal olarak değiştirilmesi daha bir manidar olur sanki. Malumunuz artık gündemdekiler sosyal değil a-sosyal bilgiler. Kim kiminin neresini beğenmiş, kaç tane yorum almış, nasıl takip etmiş bla bla bla.. Bu derse çalışmak için girişimde bulunan küçük veletlerin sosyal hayattan koptukları da görülüyor zaten. Hele bir büyüsünler de o zaman göreceğiz onları ya neyse diyorum.

Büyümek dedik de. Bu işler sadece ortaöğretimde olurdu di mi? Hani fiziği kimyası sosyalı falan fıstık. Bir de bunların lisanstaki mevzuları var ki fena fena. Hadi bir Yükseköğretime geçelim ne dersiniz.. Geçelim mi? E geçelim bari..

Ama bir sonraki yazımızda.. Merakla bekleyiniz efem.. =)

Please follow and like us:
0