Please follow and like us:
0

Hangi Ayrılık?

Hangi sevgili var ki, senin kadar duyarsız ve kalpsiz?
Ve hangi sevgili var ki, benim kadar çaresiz?

Düşünüyorum… Zaman neleri getirmişti seninle ve neleri götürdü senin her şeyi silişinle…? Susuyorum cevabını bulamadım diye. Suskunluğum, anlam veremediklerime… Suskunluk mu yapılan yoksa duyarsızlık mı? Nasıl silebilir ki bir insan bu kadar kolay anıları? Kalbi izin verir mi ki buna, yoksa kalbi incindin mi yenilemeye mi çalışıyor kendini?

İşte bu durumda biz beklemede… Biz derken seninle olan benden bahsediyorum. Ki sen tanıyor musun ki bizi? Ben bizi tanıyamamışım, zaman içinde sanırım yüreğimdeki melteme aldanmışım… Çaresizlik bu aldanıştaymış… Olsun aldanayım, yeter ki bendeki senle biz olayım…

Hangi ayrılık var ki, böyle kanasın ve böyle acısın?
Ve hangi taş yürek var ki, benim kadar ağlasın?

Aldanışın izinde cümleler birleşince, büyük bir suskunluğumuz ile gecenin karanlığı sardı içimizi. İnan sigaranın dumanı bile dağıtamadı hüznümüzü. Kadehlerse şişelerse beklemedeydi, devrilecekti beden bir izin verse. Ama ilaçlara vermişti kendini beden. Doktor öyle demişti, şifa onlardaydı. Oysa tek şifa dillerde… Ama içinden gelenleri değil; içinde birikenleri söyleyebilmeliydi bize. Dokunmalıydı yüreğe, yoksa doktor dokunmazdı gönül yarasına böyle… Keşke tüm gerçekler olsaydı dilinde… Üzülmezdik bizde böyle…

Hangi gün karar verdin, küt diye çekip gitmeye?
Hangi lafım dokundu sana, böyle inceden inceye?

Gecenin karanlığında, sonsuz mavilik manzarasında biz suskunken kendimizle, çok uzaklardaydın sense. Ama mesafeler değildi bizi ayıran. Biz mesafe tanımayanlardık. Sevda uğruna yanardık, yakardık. Yandıkta… Yandığımız sevda bizden uzak olsa bile. Aşk, sevda, dostluk farklıydı bizde. Kimse sevemezdi seni böyle belki de. Ki seven olursa, şaşıracağım ve ceketimi alıp yol alacağım. Ama sen yol aldın bizi beklemeden kendince, hayatın içinde. Hangi gün karar vermiştin “küt” diye çekip gitmeye? Bizim kalplerimizde küt küt ederken ismin sen küt diye vurmayı seçtin…. Ne dokundu sana böyle? İçimizdeki meltem büyüdü biliyor musun içimizde inceden inceye. Senin bu tavrın bile, zarar veremedi bizdeki ismine…

Hangi otobüs söyle, hangi uçak, hangi tren?
Seni benden götüren, beni bir kuş gibi öttüren.

Çekip gitmen nereyeydi, neyleydi? Kimin yüreğinden kimin yüreğineydi? Zannediyor musun bizde bittiğini ya da gittiğinde bizdekinden çok değerli olduğunu ve gerçek sevgiyi bulduğunu? Ne otobüs, ne uçak ne tren seni bizden götüren. Biz sevgimizle sevgimizi söylerken, sen sendeki seni unutup gittin… Ama bizdeydi gerçekliğin. Senin yanında ve başkasının hayatında yalan yanınla, ne kadar kalabilirsin ki söyle bana…

Hangi kırılası eller dolanır, kırılası beline?
Hangi rüzgar şarkı söyler, o ay tanrıçası teninde?
Hangi çirkin gerçek uğruna, tükettin güzel ütopyamızı?
Hangi boşboğazlara deşifre ettin, en mahrem sırlarımızı?

Sen ki kalmayı tercih ettin başka yüreklerde, bizi sildin gittin sildin zannettin belki de. Ama acıtmaz inan senin gidişin. Çünkü sen hep bizdesin. Tek yandığımız hangi kırılası eller dolanır kırılası belinde? Hangi rüzgâr şarkı söyler, o ay tanrıçası teninde? Biz saçının teline, gözünün yaşına kıyamazken bile ne uğruna tükettin sevgimizi? Hangi dillerde kötülettin belki de adımızı?

Hangi cama kafa atsam?
Hangi kapıyı omuzlayıp kırsam?
Hangi meyhanede dellenip, hangi masaları dağıtsam?

Biz hak ettik mi sence bunları? Ya da sen hak ettin mi bizi silip gitmenin ardından bu halleri? Üzülüyor musun ki biz gibi? Anıyor musun ki adımızı eskisi gibi? Yoksa bedduamı oldu adımız sende, gerçekten doğruyu söyle. Yalanlar geçmişte yaşananlar olsun ne olur ya… O kadar ihtiyacımız var ki buna. Nasıl dağılır bu üzüntü yoksa? Camlarımı yumruklasak, aramıza çektiğin kapılarımı omuzlayıp kırsak, içip içip dellenip kapına mı dayansak?

Bende bu sersem başımı, karakolun duvarına vursam.
Kendimi caddeye atıp, arabaların altına savursam.
Hangi tercih beni en hızlı şekilde öldürür?
Hangi şekil öldürmez de, ömür boyu süründürür?

Kayıp ilanı mı versem, şehir şehir dolanmak yerine?
Ödül mü koysam, ölü veya diri seni bulup getirene?

Yaşananların tümünün ardından, sus artık mı diyorsun yoksa? İnan senin suskunluğun bir ölüm gibi geliyor insana. Ömür boyu sürünmek buymuş galiba. Bunca zaman sevdikte kıymetimiz mi var düşüncesi aklımızda, sen derdin inan bende hiç bitmez bitmeyecek değerin diye ama… Bu da mı yalan? Dilersen gideriz geldiğimiz gibi. Ümitsiz yarınlarla avutacaksan bizi, istemiyorsan bu sonsuz sevgimizi, kapıları açma yalnızlığımıza, ne de ümit taşı bu ayrılığa. Ama sakın bize acıma. Sevgimize acı, o seni korudu, koruyacak ve senle son nefesinde ancak son bulacak. Ödül de sevgimiz, kayıp ilanı da.. Hangi yöntem geri getirir ki seni bizim yanımıza…

Hangi ayrılık var ki, böyle diş ağrısı gibi durmadan zonklasın?
Hangi cam kesiği var ki, böyle musluk gibi içime damlasın?
Hiç sanmam! …
Hasta kalbim bunu bir süre daha kaldıramaz! .
Feriştah olsa, böyle eli kolu bağlı bekleyip duramaz.
Hangi mübarek dua,
Hangi evliya tesir eder, seni döndürmeye?
Hangi aptal mazeret ikna eder, ateşimi söndürmeye?
Olur mu be! . olur mu?
Bu da benim gibi adama yapılır mı?
Aşk dediğin mendil mi?
Buruşturup bir kenara atılır mı?
VEFA bu kadar basit mi? Alınır mı? Satılır mı?

Sen istemedikten sonra, ne yapsak ne fayda… Ayrılık devam edecekse, kırdığımız camdan yüreklerimiz paramparça olup acıtacaksa içimizi, bizde kalsın acıların hepsi. Sen üzülme, kırılma, incinme yeter ki…

Ama buda bize yapılır mıydı be? Adam gibi adam değil miydik? Şimdi mi adamlar yetişip ulaştı yüreğine? Aşk, dostluk derken isimlerimize, bir mendil gibi buruşturup atıldık mı bir kenara? Aşk da dostluk da sence bir mendilse, biz her ağlayışında dokunacağız gözlerine. Yaşlar akıp yüreğini acıtmasın diye…

Hangi hırsız çaldı, seni yırtık cebimden?
Hangi pense kopardı bizi birbirimizden?
Hangi uğursuz hamal taşıdı valizini?
Hangi çöpçü süpürdü yerden bütün izini?
Hangi yaldızlı otel çarşaf serip barındırdı?
Hangi süslü manzara seni kolayca kandırdı?
Hangi şarlatan imaj böyle çabuk ilgini çekti?
Hangi pembe vaadler o saf kalbini cezbetti?

Yoksa gitmedin mi? Yanılan ve aldanan yürekler yoksa bizim mi? Yine mi aldattın geçmişinin ardından yine bizi? Yoksa… Kelimeler yazılmamak için çırpınsa da; çalındın mı? Kopartıldın mı? Şerefsiz bir hamal alıp gitti mi anılarımızla seni? Yoksa sevgi çöpçüleri kıskandı da süpürmeye mi çalıştı izlerimizi?

Yoksa… Yoksa sevdiğimiz bir şehirde, rakı kadehlerinde bulurken kendimizi, kullanıldı mı sevgi otel odasında serili çarşaf üzerinde? Seni aldatan oranın eski manzara dolu evlerimi? Unutma nice insanlar doldurdu anılarıyla o evleri. Sende silebilecek misin oradaki evinden izlerimizi? Yoksa bir şarlatan fırladı geldi de kendini boşlukta hissettiğin bir anda ilgini mi çekti? Pembe vaatleri ile seni mi cezp etti? Oysa pembe gül vardı sende, pembe vaatlerden öte… Unutulmuş bir zamanda gönderilmişti hatırlıyor musun sana? Şarlatanların imajları bizim sevgimizin yerini alır mı acaba?

Dağ gibi adamı eze eze! …..
Hangi anası tipli parlak çömeze,
Hangi alemlerde kahkahanı ettin meze?
Hangi yamyamlara yedirdin o masum rüyamızı?
Hangi mahluklar çiğnedi el değmemiş sevdamızı?

Sen bizi eze eze, çok üzüntü vererek yüreklerimize, gittin mi sanıyorsun? Sen silsen de, istemesen de, bilmelisin bizim yüreklerimiz hep seninle… Eğer biz gibi yürekler seni bulup severse, seni severken eskitip üzmeyecekse, buna sonsuz inancım var yüreğin sizden ötesini de bulurum diyor, ismimiz sende artık beddua ise; yukarıdaki kelimeler çok hazin gelir içine. Sen bizi eze eze, elin çömeziyle oturup, her ne olursa olsun asla kahkahanı etme meze. Rüyalarımızda, hayallerimizde senin mutluluğun var iken, kâbusa çevirmemeli olmadık insanların yaptıkları bunları. Sen izin vermemelisin buna. Bizi değil az kendini düşün yaa… Çiğnememeli mahlûklar üzmeye kırmaya kıyamadığımızın hayatını… Senin hayatında saklıyoruz biz el değmemiş sevdamızı…

Hangi bıçak keser şimdi benim biriken hıncımı?
Hangi mermi dağıtır insanlara olan inancımı?
Hangi bekçi, hangi polis artık zapteder beni?
Ve! .. Hangi su bağışlatır?
Hangi musalla temizler seni?

Hala susuyor musun? Söyleyecek bir şeyin yok mu hala? Doğru de sevemez kimse beni siz gibi de… Damla değilsiniz okyanussunuz de. Boğulacaksan bari boğul bizim içimizde. Fırsat verme ne olur acımasız ellere. Vicdanın el vermesin her şeyin bitmesine… “Sizi sevmiyorum” desem bile inanmayın de… Gel de bari burada yalan söyle… Tüm yalan geçmişi silelim bir kalemde birlikte…

Sigara dumanında kadehlerin verdiği sarhoşluk ile tüm hıncımız içimizde. Sana değil ama hıncımız. Seni senden alıp giden yaşama. Kendimize birde… Şimdi hangi bıçak keser bizim biriken hıncımızı? Al bıçağı kes bizde kalan parçanı… Hangi mermi dağıtır insanlara olan inancımızı? İnanmak ağırdır bilirsin… Yalanına da doğruna da olan tüm inancımızla mermileri veriyoruz ellerine, şimdi vur haydi be… Böyle yapman daha acı inan yüreklerimize. Vur da mermiler dağıtsın inancımızı… Hangi bekçi, hangi polis artık zapt eder bizi? Her kelime yalansa, her yürek vefasızca, can üzgün perişan can suskun kararsızsa biz bu dünyadan, günahlarımızla, sevaplarımızla alıp başımızı gidiyoruz. Ya sen…? Her duygun yıpranmış, her bakışın anlamsız, can bıkmış usanmış can çökmüşse zamansız çek git diyor şeytan değil mi sana… Git sessiz sedasız, her gittiğin zaman sanki bir kal diyen çıkar mı ki ardından… Ama biz kal diyoruz işte… Günahlarınla, sevaplarınla, yalanlarınla, doğrularınla kal haydi kal bizde… Yoksa başkalarının hayatları içinde kim bağışlatır seni? Son nefesinde içinde bizle musalla taşı temizler mi ki seni, seninle birlikte içindeki bizi…

Söyle haydi… Bu Nasıl Ayrılık? …


Yusuf Hayaloğlu
Please follow and like us:
0