Please follow and like us:
0

Bazen kendimi ifade etmekte zorlanıyorum sanırım. Aslında kendimi iyi ifade ettiğimi düşünürken karşı tarafın anlamadığını gördüğümde ortada bir terslik olduğunu düşünüyorum. Sorun bende mi karşıda mı acaba?

Anlaşılmak gibi derdim de aslında olmadı. Hani neysem oydum, neyse oydu her şey. Alenen açık seçikti. Görmek isteyenler gördü, duymak isteyenler duydu sadece. Beceremeyenler adım adım uzaklaştı gitti işte. .

Kendini anlat deseler çok fazla anlatamam. Benim bile bilmediğim özelliklerim var ki zaten. Bunu ancak karşımdaki görebilir işte. Kendimi kimseye kabullendirmeye çalışmadım. Kimseye zorla beni kabul et demedim, kimseyi “kendim için” zorlamadım. Hep karşımdakine bıraktım seçimlerini. Gitmek ya da kalmak  o’nlara ait oldu. Ben sadece yön gösterdim, yol gösterdim. Kimileri beni dinledi, seçimlerini yaptı bana dua etti, kimileri saydı sövdü benden nefret etti. Kimsenin hayatına taş koymadım. Kimsenin geleceğine taş koymadım. Kimsenin geleceğine “sadece kendi isteğim için” el sürmedim. Düşüncelerinden vazgeçirmedim, seçimlerini etkilemedim. Önerilerimi sundum, tavsiyelerimi verdim, olumlu/olumsuz yönlerini saydım seçimi o’nlara bıraktım.

Bazen bundan dolayı da kendime kızmıyor değilim. “Oğlum lan niye yapmadın yapsana işte, söylesene o yol çok kötü gitmesin o yoldan, yapmasın onu, niye ona bırakıyorsun!” diye içim içimi yediği zamanlar da oldu, ama yine sustum, ‘sen bilirsin’ demeyi bildim..

Her zaman bu düşüncede olmam bazı insanları yıprattı anladığım kadarıyla. Belki de etkilemeliyim, düşüncelerini değiştirmeliydim bir şeyler yapmalıydım. Ama yapamadım, kendime karşı çıkamadım işte. Ama onlara sorduğun zaman beni “dediğim dedik” olarak tanımlarlar. Evet bazen de öyleyim. Bazen katı kurallarım var benim. Kendimce sebeplerim, nedenlerim var. Dünya yansa umrumda olmayabilir, ama bana tek bir kelime söylenmesiyle dünyalarım yıkılabilir. Bana göre küçük şeyler aslında büyüktür. İnce olaylarda gizlidir hepsi. Büyükler yerle bir eder her şeyi, yıkar geçer. Ama küçükler hep birikir, birikir, büyür. Tıpkı çığı başlatan, o küçük kar tanesinin zirveden yuvarlanması gibi.  Önüne kata kata devasa bir hale gelir. Ben bunları engellemeye çalıştım hep. O yüzden kimsenin görmediği noktaları gördüm, o yüzden herkes bardağın dolu tarafına bakıp, boşuyla kavga ederken, ben bardağın içindeki sıvıya baktım..

Bakışı açısı önemlidir. Bakış açınla birbirini tamamlar insanlar. Biri pozitiftir, diğeri negatif. Çekerler birbirini. Zıt karakterler bir arada olabilir ancak. Aynı karakterler, aynı düşüncede olanlar bir noktaya kadar bir arada durabilirler. Aynı yolda yürüyor gibi görünseler de aralarında hep bir mesafe vardır.

Benim kutbum karşımdakine göre değişir. Bazen bana öyle pozitif yaklaşırlar ki, ben de bir o kadar negatif olurum.  A der B derim, ters giderim. Ve çoğu zaman da buna katlanamaz kimse. Sonra “gıcık” diye tabir eder, çeker gider. “İnatçı” der, susar gider. “Dediğim dediksin” der, kükrer gider. Neden? Çok mu zor geliyor bir şeylere katlanmak? Çok mu zor kabullenmek?

Beni herkes kabullensin demiyorum zaten. Herkes beni beğensin beni yüceltsin istemiyorum zaten. Ben buyum abicim, ben benim. Bitti.

Neden benim noktalara takmam insanların zoruna gidiyor? Neden yazılardaki “bana ok yazma, bana tmm yazma, bana ünlem kullanma” dediğimde çok saçma geliyor?

“ok” Yazmak o kadar itici ki. İsteksiz yazarcasına. Aynı şekilde “tmm” da. Hele bir de “ii” var ki, katil eder adamı. Bana cümlelerin sonuna sürekli nokta (.) koyma derim. Bu bir sitem, bir sinir belirtir. He tüm imlâ kurallarına dikkat ederek yazıyorsan eğer o zaman lafım olmaz. Ama durup dururken konuşmada, tartışmada yazarsan o sinir ifade eder. Ünlem(!)i sevmem. Yerli yersiz kullanır herkes. Gereksiz yerde saçma sapan. Abi ünlem ne demek? Bağırma anlamındadır? Sen neye bağırıyorsun durup dururken? Dikkat çekmek için kullanılır, sinirlendiğinde bir şeyi fark ettirmek istediğinde kullanılır. Niye durduk yere her şeye ünlem koyuyorsun koyma?

Ben bunları söylediğimde çok “kuralcı” oluyorum. Sanki herkes bana “uymak zorundaymış” gibi di mi? Ben sevmiyorum abicim, sevmiyorum. Bana kullanma. Ben bunu sana dile getiriyorum bana karşı yapma. Çok zor bir şey mi bu? Yapma.

Ama insana “yapma” dediğin şeyleri yapmak hoşuna gidiyor. Hep bizi çekmiştir olumsuz şeyler. “Sobaya dokunma yanacaksın” deriz, ama gider yine dokunuruz. “Ordan gitme düşeceksin” derler, yine inadına ordan gideriz.  Biz kimsenin tavsiyesine uymayız çünkü. Biz hiç “a bu kesin yaşamıştır bunu diyorsa bir sebebi vardır yapmayalım” demeyiz. İnadına “canımız yansın” isteriz, yaparız. Bu yüzden hep büyüklerin tavsiyelerini kulak ardı eder, tınlamayız. Ama onların yaşına geldikçe, o hataları yaptıkça “Keşke…” diye başlarız cümlelere. İşte hep onun yüzden.

Ben ne kadar yapma, etme, sevmiyorum dediysem bir şeyleri , hep bana yapıldı hepsi. Bende de artık o kadar takıntılar oluşmaya başladı ki, tutamıyorum, hakim olamıyorum resmen. Bazen sırf bana bir ünlem yazıldı diye günlerce tartıştığım oluyor, bazen sırf bir nokta yüzünden kalp kırdığım. Evet katı kuralım var benim. Kabul etmek zorunda değil kimse, ama etmek isteyene açık kapım sonuna kadar. Benim kimseye kötü bir niyetim yaklaşımım olmadı. Tam tersine hep sorun çözmek için, orta yolu bulmak için adım atar oldum. Hep bir şeyleri netleştirmek istedim. Sorunsuz geçsin, mutlu olsun her şey istedim. Kendi mutluluğumdan çok karşımdakinin mutluluğunu düşünüp, kendi hayatımdan çok feragat ettim. Bu yaşıma kadar kendi istekleri hiçe saydım. Çoğu hevesimi kursağıma taktım, yuttum. Saçlarımın çoğunu stresten döktüm. Yüzümdeki sivilceleri hep bir başkasını düşünmekten, sorunları çözmeye çabalamaktan çürüttüm. Yıprattım kendimi, hiçe saydım. Bir o kadar da hiçe sayıldım..

Değer bilenim olmadı.  Alıp yüreğine sarmalayanım olmadı. “Kimse sana katlanmaz” dendi çıkıldı işin içinden. “Benden başka kimse katlanmaz sana” dediler, onlar da susup gittiler. Katılanılmayacak biriymişim demek ki.. Sevilir gibi görünen aslında sevilmeyen biri.. Etrafında çok kişi var gibi görünen ama aslında yalnız kalan biri. Herkesin gözünde parlayan bir yıldız, her işin üstesinden alnının akıyla gelen biri iken kendi içinde fırtınalar koparan biriydim ben.

“O yapar ya, başarır, altından kalkar” dedikleri için etrafımda olmadı çoğu kişi. Hep bir kenara itildim farkında olmadan. Yanımda destek aradım çoğu zaman, birilerine sırtımı dayamak istedim, gözüm kapalı. Kime dayadıysam, bıçakladı. Kime güvendiysem, güvenimi kırdı yıktı. İnancımı aldılar, güvenimi çaldılar. Beni benden aldı insanlar hep. Çok şey götürdüler. Çok şey de kattılar bana ayrıca. Yaşımdan çok daha önce olgunlaştırdılar. Çok daha önce fark ettirdiler her şeyi. Kime, neye, nasıl davranmam gerektiğini , nerden kimin ne yapacağını fark ettirdiler. Ama yine “iyi niyetimden” kaybettim hepsinde. Yine dayanamadı yufka yürek, sustu geçti.. Elinden tuttuklarım, elimi yarı yolda bıraktı, omzuna başını yasladıklarım, omzunu bir çırpıda çekti bıraktı. Kimse katlanamadı, kimse yoldaş olamadı nedense. Hep bir yerlerde bir eksiklik oldu.

Anlamadılar, anlayamadılar. “Ölümüne” diyerek sarılmadılar. “Lanet olsun senin huyuna ama yanındayım ben senin” diyemediler.  Adım adım çektiler kendilerini. Soğuk rüzgârlar esti önce. Adım adım soğumalar başladı. Sonra bir anda bıçak kesiği gibi kopuşlar. Sonra üstüne suçlamalar suçmalar..

Bazen öyle doluyor ki içim, sebepsiz yere bağırıp çağırasım geliyor. Saçma sapan yazılar yazmak, gereksiz sitemler etmek istiyorum. İçimde biriktirdiğim ve bir türlü dışarı vuramadığım isyanları dinleyip bana destek verecek biri neden olamıyor. Tartışmanın ortasında deli gibi hararetli bağrışmaların ortasında sarılan derdimi unutturacak biri hele.

Herkes “zor” biri olarak görür beni. Çünkü dıştan yargılar, içeri geldiğinde bu “katı kurallarla” karşılaşır, sonra çekemez katlanamaz gider.

Gitmek isteyene bahane çok ki. Gözünün üstünde kaşın var desen yeter. Çok değil hayat beni anlasa biraz. Bana inat gitmese şu dünya. Sadece “sinirli” olduğum zamanlarda alttan alsa şu gökyüzü, ardından gökkuşağı açacak.

Ama bilmiyor işte bulutlar. Burnunun dikine gidiyor inatçı yapraklar. Sonbaharın hüznünden midir, nedir. Ne de cansız duruyorlar. Sanki bir rüzgâr esse, yerle bir olacaklar, uzaklara savrulacaklar.

Yok olacaklar..

Kendimi de biliyorum, kapılırsam o rüzgâra dermanım yoktur savurur beni çok uzaklara..

Please follow and like us:
0