Please follow and like us:
3

Evet çekilmez biriyim, belki hırçın belki de asabiyim. Çabuk sinirlenir, çabuk parlarım. Ama geçer, geçmez değil ya!. En azından iki güzel söze kanabilecek biriyim. Üzülürüm, yeri gelir saatlerce, günlerce ağlarım ama yine de düzelirim.

Çok da çabuk kırılırım. Dışarıdakiler binbir çeşit şey söylese de, sevdiğim, değer verdiğim birinin söyleyeceği tek kelime kadar dokunmaz bana söylenenler. Onunla kırılır, onun sayesinde düzelirim yine. Dedim ya, büyük olaylar etkilemez beni. Mesela dünya yıkılsın, uzay yansın dokunmaz umrumda olmaz. Ama ondan gelecek ters bir tepki, beklemediğim bir cümle, hevesimi kıracak tek bir kelime, benim dünyamı yıkar, uzaydan daha da kasvetli olan, soğuktan üşümüş, bir başına kuytu köşesine çekilmiş yüreğimi parçalar.

Sabırlıyım ama. Ne olursa olsun yine de sabrederim, biliyorum. Düşsem de, kalkmasını bilirim! Ezilsem de, doğrulmasını bilirim! Zorlukların üzerine üzerine giderim. Deli gibi sağdan sola, soldan sağa koşuşturup dururum. O kadar da dokunmaz bana. Günde iki saat uyur, yine yaparım yapacağımı. İstersen ‘Dediğin dedik‘ de, öyleyim belki de. Burnumun dikine giderim çoğu zaman. Hep ‘ben‘ demem ama, yeri gelir ‘sen‘ derim bilesin. Çok bir şey beklemem, ‘anla‘ isterim sadece o kadar.

Yorulurum. Herkes gibi, her şey gibi ben de yorulurum. Fiziksel olarak belli olmasa da, ruhen yorulurum. Beden yorgunluğu kolay geçer bilirsin. 2 gün uyu 3 gün uyu geçsin. Ama ruh yorgunluğu, öyle değil. Haftalarca uyusan da üzerinde ağırlık hissedersin, geçmez. Ben de böyle yorulurum işte. Bu anlarda da yanımda ol isterim. Benimle ol. Benimle biraz daha fazla vakit geçir isterim.

Nazlıyımdır biraz, senin kadar, onun kadar. Azıcık nazım geçsin isterim. Zor mu? Hiç de değil. Benim nazım başka türlüdür. ‘Yorgunum dediğimde‘ -Dinlen geçer yerine daha içten bir cevap beklerim. Kestirip atmanı, kısa cümleler kurmanı istemem. He gelirse de, o küçücük beklentilerim yıkılır, istemeden de olsa yine üzülürüm, kırılırım. Elinden şekeri alınmış çocuk gibi, dudaklarımı büzerim. Gözlerim dolacakken, başımı ayaklarımın arasına sıkıştırır, parmaklarımla oynarım. Ya da kafamı eğer, saçlarımla oynarım. Çocuksu hareketlere bürünürüm. O kadar da saf’ım işte..

Tabularım var belki. Yıkılmaz değiller korkma! Tabu dediysem de, öyle bilinmezlikler içerisinde saklılar değil. Kurallar diyelim belki. Yazı stillerine takılırm mesela çoğu zaman. Kısa cümleler kurulmasını pek sevmem. Sen destan yazarsın, karşılığında bir ‘ok’ diye cevap gelir. Ya da önemsenmiyormuşcasına ‘tmm’ kelimesi. Tav olurum. Sinir hücrelerim gerilir. Sonra bir de üzerine ‘!’ ünlem işaretleri biner. Art arda sıralanmış. Çileden çıkarır beni. Sağolsun sosyal ağlar yüzünden herkes o kadar anlamını yitirdi ki, sırf ben karşı koymaya çabaladığım için dışlanıyorum belki de. Gerekli gereksiz her yere ünlem konulmasından, nerede kullanacağını bilemez oldular. Anlatmaya çalıştıklarını anlatamadılar, yarım bıraktılar. Sırf ben ‘onu bana karşı kullanma’ dedim diye, damarıma damarıma bastılar. Sabırlıyım dedim ama ben de insanım, benim de sabrım taşar. Hem de öyle bir taşar ki..

Çok canım sıkılır benim. Kafamda binbir çeşit şey düşünürüm ondandır. Nedense hep bir plan olur. Bir şeyleri planlı yapmayı severim çünkü. Aksilik çıkmadan rayında gitsin tren diye, hep yazar çizerim. En azından bir taslak olur. Bu yüzdendir serzeniştlerim. Ama her seferinde bir aksilik çıkar, çıkacaktır da bilirim. Alıştım son dakika golleri yemeye. Hep çizgiden çevirsem de topları, son anlara kadar rahat gelsem de, saniyelere sıkışır kalp atışlarım. Sızım sızım sızlar heyecandan göz kapaklarım.

Herkes tutar elimden. Karşıdan karşıya beraber geçelim diyerek eşlik ederler bana. ‘Hadi kırmızıda geçelim ne olacak‘ diyerek girerler koluma. Ne vakit yolun ortasına geliriz, ya geri çekilir, ya da son sürat koşarlar. Bırakırlar beni yol ortasında. Bu yüzdendir aslında güvenememem insanlığa. ‘Ya bu da kazık atarsa lan‘ diyerek tedirgin yaklaşmam da bundandır. İnsanlar yaşadıklarıyla olgunlaşır, ben çoktan olgunlaştım. Meyve verdim senelerce, taşladılar. Sımsıkı tutunduğum toprağı, elleriyle kazdılar. Ama yine yeşillendi yapraklar, yine kök saldılar. Her seferinde daha derine, daha derine, daha sıkı sarıldılar!

Çok şey bekliyor çevremdeki insanlar. ‘Yaparsın sen, halledersin sen‘ diyorlar. Haklılar yaparım, ederim. Ama ben de sonuçta bir et yığınıyım. Sonuçta benim de biraz desteğe ihtiyacım var. Ne kadar her işin altından kalksam da, manevi olarak yalnızım. Herkesin bir şeyler beklmesi de çok normal. Herkes bekliyor hayatta bir şeyler. Ama bir yere kadar. Etrafımda çok insan olabilir, ama hiçbiri yok aslında. Ağzından bir kelime çıkardığında, yok oluyor o tüm insanlar. Bildiklerini bilmezden geliyor, duyduklarını görmezden geliyorlar.

Saf biriyim evet. Fazla iyimserim. Fazla düşünüyorum karşımdakini ve sırf bu yüzden atılıyorum arka plana. İnsanları kıramıyorum, ya da farkında olmadan kırıyorum. Üzmek istemiyorum kimseyi ve ne kadar istemediysem de kat kat fazlasıyla kendimi üzüyorum. Çok yıpratıyorum bu yüzden kendimi. ‘Ya karşımdaki yanlış anlar, üzülürse’ diye on bin defa düşünüyorum. Yoruldum ulan düşünmekten! Herkes ‘elalemin derdi beni mi gerdi’ diyebilirken, aynı cümleyi ben diyememekten yoruldum! Ben kendimi başkasının yerine koyamamaktan yoruldum. Başkası değilim lan işte! O, bu, şu değilim! Ben’im sadece BEN!

Safım dedim ya, aynen öyleyim işte. Elimdekini, avucumdakini paylaşırım düşünmeden. Karşımdakine faydası olacaksa eğer, sererim her şeyi önüne. Kendi işim olmasa bile, onun işini yaparım, yardımcı olurum. Elimden geldiği kadar destek olurum. Tanıdığım olsun, tanımadığım olsun farketmez. Klavye kralı değilimdir. Söz verdiysem, tutarım. Tutamayacağım sözleri de vermem! Yapamayacağım işlere girişmem, yarı yolda bırakmam. Yol veririm gerekirse, ama bırakmam bir başına ortalıkta!

Etrafımda çok kişi var, doğrudur. Ben tanımam belki ama yolda selam veren çok olur. Göz göze geldiğimde ‘gözüm bir yerden ısırıyor‘ derim. Ya da o beni ‘aa şurda görmüştüm ben seni’ der. Ama neye yarar? Kime fayda? O an bunu dile getiren biri, 10 dk. sonra yanında mıdır? Yarın yanında olacak mıdır? Hayır. Kime sorsan gösterir parmakla. Kimle konuşsan ‘senin çevren geniş‘ der. Değil abicim değil! Çevrem geniş değil benim! Çevremde o kadar insan varsa, bir o kadar insan da yok çevremde benim. 7 aydır telefona TL yüklemedim ben, kapanacak neredeyse. Hatta sırf kapanmasın diye taşıdım hattımı diğer operatöre. Nerede o ‘arkadaşım‘ dediklerin? Hani genişti o çevre, onlarca yüzlerce insan vardı, nerdeler sorarım sana! Sen aradığında ‘Hiç aradığın sorduğun yok, unuttun bizi‘ diye sitemleri yersin ama di mi! Ne vakit sen yapmaya kalkış aynısını, ‘sen ne zaman aradın ki‘ olur. Kaç defa aramışsındır oysa, her defasında sen aramışsındır ve bir kere de ondan bekledin diye yine suçlu sen olursun.

Evet herkes suçlu. Kimisi sustuğu için, kimisi çok konuştuğu için. Kimisi sevdiğinin yanında ol(a)madığı için suçlu, kimisi düşünmediği için. Kimisi isteyip de yap(a)madığı için suçlu, kimisi de yapılmasına izin vermediği için suçlu.

Ben de çekilirim kabuğuma çoğu zaman. Kendimi anlatamamaktan, doğru ifade edip, doğru şekilde anlaşılamamaktan yıkılırım. Anlattıklarım kursağıma takıldığında, karşımdaki inatla kendi bildiğini savunduğunda, beni dinlemeyip kendince herşeyi yorumladığında dağılırım. Sıkarım dişimi, kendimi hırpalarım. Karşımdakini üzmemek adına, beynimi parçalarım. Sırf bunları yaptığım için de bir başıma kalırım.

Evet yalnızım bu yüzden. Evet yalnız bu yüzden herkes. Her şey kadar, herkes kadar yalnız birileri. Ortalıkta cirit atsa da bedenleri, çekilince yatağa, susar dilleri, iç çeker yürekleri.

Ben seni bilirim, sen de bil beni. Ben dökemem öyle içimdekileri. Benim derdim sana ağır gelir. Ya da önemsiz gelir. Gelmez deme gelir. Bu zamana kadar anlatmamışsam sana bir şeyleri, bundandır. Beni bilen çok az kişidir. Bir tek onlar dinlemiştir belki de. Bir tek onlar sonuna kadar dinleyip, en içten dileklerini iletmişlerdir. Çoğu daha cümlemin yarısında dinlemekten vazgeçip, söylediklerimi göz ardı etmiştir. Sen de etmişsen, ayıp etmişsin demektir.

Ben ne miyim, ya da kim.. Şöyle diyeyim; bir kutu var önünde, anahtarı da senin elinde. Pas tutmuş bir kilidi var, içerde. Ahşaptan bir de dış kabuğu. Dikkat et, ama kırmayasın kabuğu. Ya da çok fazla kurcalama, küf tutmuştur kilidin ucu. Açmasını bil sadece yeter. Çünkü her kilidin, vardır bir anahtarı ve o anahtar da senin elinde. Açmak da senin elinde, kırıp döküp parçalamak da. Ya da taşa bağlayıp, suyun dibine atmak da.

Öyleyim işte ben. Evet çekilmez, aksi, lanet.. Ne vakit güneşi görmem için penceremi aralarsın, işte o vakit filizlenirim. Ya da sonsuza dek çürür giderim..


Please follow and like us:
3