Please follow and like us:
0

Ağlama Duvarı

Ah be potansiyeli yüksek ağlama duvarı blogum, ah. Klavyemden o kadar çok harfe basıp aynı anda o kadar çok şeyi yazmak istiyorum ki şuraya.. Ağız dolusu küfürlerim, sepet sepet kırgınlıklarım, heybemde biriktirdiğim bir ton umutlarım, geleceğe dair kaygılarım, geçmişten gelen anılarım, omzumdaki yüklerin arasında, etrafımdakilerden duyduklarım, onların yaptıkları, ‘kardeş‘ bildiklerinin ‘düşman‘ kesilmesi için söyleyemediğim cümlelerim.. Neler neler..

Oysa ne güzeldi her şey ‘okurken’. Ciddi anlamda her şey bir anda silinip gitti gibi. Geriye bile dönüp bakamaz oldum resmen. Bir çoğu evlenme telaşında, bir çoğu askerlik işinde, diğerleri facebook’ta iş bulmuş, oyun moyun onuyor, kalanı boş takılıyor, bir çoğu iş arıyor, bir çoğu aramıyor. Herkes ne yapıyor sorması ayıptır?

Evdekiler, akrabalar, konu komşu hep ayrı bir havada. Mezun olan her elemana iş varmış ve hatta öküz gibi para kazanıyorlar/kazanacaklar gözüyle bakıyorlar. Ben daha görmedim öyle armudun pişip de ağzına düştüğünü. Siz gördünüz mü? Ben göremedim daha da ondan sordum.

Ama şuna inanıyorum ki, sınav mınav bahane. Dayın varsa, tanıdığın varsa sırtın yere gelmiyor. Ya da babadan kalma mirasın varsa, etine dolgun çuval çuval para sıçıyorsan etrafa 1-0 önde başlıyorsun hayata. Ki o zaman üniversiteymiş iş arama derdiymiş falan fıstık yalan oluyor. Piçliğin dibine vuruyorsun. Altında son model araba ile kız mız tavlıyorsun. Elinde cebinde sigara paketin eksik olmuyor. He bir gözünde -takmasan da- her daim bir gözlüğün falan oluyor işte. Ağzı laf bile yapamayan, etrafa tükürük saçan insanlar para içinde yüzüyor sonra. Ya da işten anlamayan, sırf babadan kalma geleneği sürdürdüğünden para havuzunda gerine gerine keyif yapıyorlar. Ve ne hikmetse işleri de hep rast gidiyor. Olan da sesi mesi çıkmayan, hep kendini doğru yola adamış, dürüstlükten vazgeçmeyen, kimseyi kıramayan, işin içine resmiyet girdiğinde eli ayağı birbirine dolaşıp ne söyleyeceğini bilemeyen kesimlere oluyor.

Sokak arasında kavga eder gibi, kadın kavgasına dönmüş meclis. Birbirlerine etmedikleri küfürler kalmazken adamlar 10.000 TL maaş alıyor aylık, hala yetmiyor diyor. Kullandıkları arabanın benzinini halk dolduruyor, attıkları mesajları dahi halk (biz) ödüyor ama hala yetiremiyorlar. Sonra işin diğer tarafında asgari ücret olsun n’olur çalışayım diyen insanlar var. Sırf evini geçindirmek için milletin ağız kokusunu çeken, çekmek zorunda bırakılan insanlar. E hani eşittik biz be abi? Ayağımızı uzatacak yorganımız kalmadı.

Özel sektörde tabir-i caizse insanların ağzına sıçıyorlar, yetmezmiş gibi bir de üstünü sıvıyorlar. Karşılığında aldıkları ne? Asgari ücret ya da biraz daha üstü. Övünüyorlar bir de ‘çok bile veriyoruz’ diyerek. Niye ki? Çok mu yani verilen tutar breah? Sigortasını yapıyoruz daha ne olsun diyorlar. E tabi yapacaksın. İşçi çalıştırma statüsünde iş ve işçi güvenliği yasalar gereği zaten sigortasız kimseyi çalıştıramazsın sen. He çalıştırırsan da –ki onu bile yapanlar var, eli mahkum çalışıyor insanlar, iş olsun da sigortam olmasa da olur diyen– kaçak iş yapmış olursun.  Hoş yapsan ne olacak anasını satayım onu denetleyen bir kurum mu var adam gibi. Kaçıran kaçırana! İşte bu yüzden zaten sınıf ayrımı oluyor. Biri onlarca lira para alırken, diğeri üçle beşle sürünüyor.

Garip yav, çok garip. Kafada binbir türlü sorular, sorular birbirine dolanıyorlar. Tilkileri geçtim, kurtlar, kuzular bilimum hayvan çeşitleriyle birlikte içimizi kemiriyor sorular. Elde her daim bir hüzün var. Her daim boş kalıyor bir avcumuz. Nereye tutunmaya çalışsak, kırılıyor her bir dalımız. Köreliyor günden güne umutlarımız, karanlığa doğru bakıyor gözlerimiz. Ve günden güne kapanmaya doğru yol alıyor göz kapaklarımız.

O değil de, her şey üst üste gelince ölmenin daha iyi olacağını düşünüyor insan.

Gayet iyi bir seçenek aslında..

Please follow and like us:
0