Please follow and like us:
0

Yeni yıl için, yılbaşı için oturup da iki satır karalayamadım. Malum o gün talihsizliklerin en beteri uğradı başıma. Ya 2012 daha gelmeden bana uğursuzluğunu gösterdi, ya da 2011 gider ayak postasını koydu ve son şakasını yaparak gitti.

Malum yılbaşı için doğru düzgün bir planım olmadığından, evimde paşa paşa kendi halimde takılma planı yapmıştım. Gün içinde yaptığım üç beş parça alışverişim ve zulalarımla hazırlamıştım kendimi. Saatlerce mutfakta ‘öğrenci işi’ üç beş bir şeyler katıştırım nevalemi hazırlamakla geçti. Yeni yıl gelmiş geçmiş gitmiş pek de umrumda değildi açıkcası. Zaten final dönemine girecek olmanın verdiği huzursuzlukla pek bir şeyi canım istemedi.

Tüm hazırlıkları bitirmiş ‘tri lay layy lay lom lölölöl‘ diye kendi yarıçapımda şarkı mırıldanırken laptopumu açayım dedim. Normalde alışveriş için dışarı çıkmadan önce bir kaç bölüm dizi indirmiş, o tamamlanınca uyku moduna alıp çıkmıştım. Kapağı kaldırınca haliyle açılma eğilimine girdi emektarım. Vır vır vır vır çalışan fanla birlikte ben hala ‘tri lay layy lay lom lölölöl‘ diyordum. Sonra bir anda telefonla uğraşırken siyah ekranın geçtiğini fakat açılış ekranı yerine ‘Sistem Onarma‘ adında bir uyarı sayfasına denk geldim. Tıkladım direk ‘İptal‘e yeniden başladı. İçimden de ‘Allah Allah düzgün kapattım halbuki niye böyle yaptı‘ demeden de kendimi alamadım. Ekrana bakıyorum öyle bön bön. Sonra o hani bilgisayar olağan dışı bir şekilde kapatıldığında siyah ekranda bir uyarı çıkar ve geri saymaya başlar ya, o ekranı gördüm ‘Windows olağan şekilde başlasın yeğenim‘ dedim, yine az önce gördüğüm sistem onarma sayfası çıktı. Bir an kalbimin hızla çarptığını, damarlarıma salgılanan adrenali hissettim. ‘Haalla hallaa hallaa‘ diyerek bir kez daha yeniden başlattığımda yine aynı şey çıkınca DUR! dedim. Bari açamıyorsun bilgisayarı ‘onar’ en azından dedim.

O an ne göreyim ‘Laaaap diye: Sistem belirtilen dosyayı bulamıyor‘ demez mi. Kanımdaki adrenalin arap atı gibi kalbimden girip, beynimden çıktı, böbreğime gelmeden ayak parmaklarıma kadar indi resmen. Eleman vücudumda cirit atıyor, nefes nefese kaldı diye, benim suratım, yanaklarım resmen kızarıyordu. Gözlerimdeki titremeden ekranı göremiyordum. ‘Niye bu kadar dert ettin breh breh?‘ diye soran biri de çıkmadı ama, ben o soruyu hemen kendi halimde cevapladım.

-En son indirdiğim videolar,diziler..
-Sürekli dinlediğim bir kaç özel şarkılar, mp3’ler..
-Sitemin, blogumun, canımın, cancağızımın Aralık ayına ait yedekleri, dosyaları..
-Siteye yazdığım, yazacağım, yazmayı düşündüğüm yazılarım.. (En çok içimi acıtan, yüreğime kor gibi ateş düşüren)
-Kendi halimde karaladığım sözlerim, sözcüklerim, kelimeciklerim..
-Şahsıma ve bir çok anılarıma ait resimlerim..
-Gerekli ıvır zıvır bir kaç programım..
-Final sınavları için gerekli olan sınav sorularım, sunumlarım, ders notlarım..
-Photoshop, AutoCAD, ZetaCAD dosyalarım, projelerim, çizimlerim..
– vb. vb. toplamda 200 Gb’a yakın verim..

gitti dedim. Sadece bunu söyleyebildim ‘Ha s*ktir gitti laan hepsi!. Hayatım gitti oğlum açılmıyor! Kafama s*çayım yedeklemedim de hiçbirini!

Durum içler acısıydı. O kadar yaptığım hazırlıkların, kıçı kırık hevesimin kursağında kaldığına mı üzülmeliydim, yılbaşımın böyle geçeceği yaptığım o planların suya düştüğüne mi..

Başımdan aşağı dökülen kaynar sular bile buz kesilip düşüyordu ayak uçlarıma. Halihazırda bulundurduğum Win7 Dvd’lerim, Kurtarma Dvd’lerimi çıkardım heybemden. Boot edip bari ‘Onarayım düzelsin, verileri yedekleyim sonra format atarım‘ dedim. Taktığım Dvd sürücünden sonra ‘Ön yükleme için bir tuşa basın‘ yazısı gelmeden tuşlara basıp duruyordum. Nereden bilebilirdim ki ikinci bombanın patladığını ve Ali’nin hayalleri için iftar vakti geldiğinin.
‘Boot edilemedi’

Sistemi onarma ihtimalimin olanağı bile kalmamıştı o derece bir hala düşmüştü. Adrenalin vücudumun her bir kılcal damarını saniyede 10 kez dolanmaya başlamıştı. Kalbimin çarpışından, laptop fanının sesi duyulmuyordu. Dvd sürücüsü sesini kesmiş, mouse tıklamaz olmuştu. Ekran bile kendini karartmış, wireless tuşu bile maviden kırmızıya dönmüştü.

Şansımın içine tüküreyim, tükürüğümle boğulsun!‘ diye içimden geçenleri saydırmakla bitiremedim. Hiç bir çarem kalmamış, ellerim titremekten, sinir hücrelerim bile terlemişti. Denemediğim Dvd, denemediğim yol kalmamıştı.

Sonra nasıl olduysa Dos ekranından yaptığım bir kaç hamle ile, halihazırda sistem içerisindeki BCD klasöründen boot işini onardım. Yine ona ‘Windows olağan şekilde başlasın’ yazısını görünce gözlerim dolunay gibi olmuştu. Heyecanın dibine vurma eylemi burda gerçekleşti. Ellerimi gözlerime dayadım, parmaklarımın arasından seyredaldım. Lâkin güneş benim için çoktan batmıştı, bu kez de adını google’a yazdığım, google’un bile tanımadığı, lanet ettiğim ‘0xfaff584d‘ hata kodu çıktı. Ne olduğuna dair en ufak bir şözüm yolum kalmamıştı. Dizlerimi kafama kadar çektim, koltuğa yapıştım. Nevalemi o kadar hızlı tüketmişim ki, farkında bile değildim olan biteni. O gecenin hayali, oturup müziğimle birlikte, sayfalar dolusu yazılar yazmaktı. Ardından yine kıçı kırık telefonum(Nokia 5800)a kalmıştım. Duygularımı anlatabileceğim, yazabileceğim hiç bir yer yoktu. Elle yazmayı sevmiyorum çünkü (yazım güzel değil hacı n’apayım?). Hep güzel bir şekilde başlarım ama sonunda el yazısına, ardından da Arapların bile okuyamayacağı şekilde karışır hepsi. Hatta bu yüzden Günlük denemelerim bile boşa çıkmıştır hep. E malum benim basmatik telefonum da işimi tam anlamıyla göremeyeceği için Damn Shit! durumuna düşmüş bulunduk.

Yine de denize düştüğüm ve yılana sarılmak zorunda kaldığımdan, telefonla girdiğim twitter maceram başladı. Tam anlamıyla dilden düştüğü gibi olmasa da ilk sövüşlerim ordaydı. Telefondan nete bağlanmak kadar kötü bir şey yok (eğer telefonunuz doğru düzgün dokunamıyorsa). İşkenceye dönüştü haliyle. Ardından neredeyse 1 yılı aşkın süredir izlemediğim televizyona kaldım. Odamın bir köşesinde kapalı duran, üzeri tozlu bezle kapanmış, emektarın yolunu tuttum. Ne kadar istemesem de tuttum kulağından ve diğer odama getirdim. Garimi koyabileceğim bir sehpası olmadığından, küçük taburenin üzerinde yer yatağı yaptım. Antenini bağladım. Fişini prize taktığımda ışığı yandığı için sevindim. O da çalışmayacak diye ödüm, blaaoooop diye patlayacaktı çünkü. Ardından açtığım televizyon ve çekildiğim köşemde kumanda elimde (sol elimde) değiştiriyorum kanalları. Aptalcık kutusundan ne beklersin ki? Sırf o yüzden izlemiyorum zaten. Normal vakitlerde gündüzleri evlendirme programları, akşamları birbirinden tuhaf diziler, hafta sonları bitmek bilmeyen magazinler.. Haberleri de sırf o yüzden internetten takip ediyorum. He bir de sosyal ağlar var ki, anında paylaşıldığı için, gerek de kalmıyor fazla emek sarfetmeye. Neyse..

İşte kumanda sol elimde öyle kanalları zaplıyorum. Neler yok ki.. Yetenekler, komedi mutfağı, yeşilçam filmleri, aşk filmleri, ufak tefek haberler (yılbaşı hazırlıkları), yılbaşı eğlenceleri ve kanalın birinde (ki sanırım Stv’ydi) gergedanlar ve filler.. Ahanda dedim benim kanal bu!
Yılbaşında, gergedanlar ve filler başlığında, onların günlüğü, bravvvoo! dedim..
Alternatifim yok, bir yandan telefon sağ elimde (işte bu yüzden kumanda sol elimdeydi, bilmem anlatabildim mi) tweet atıyorum. Bir de o gün için öyle bir planım vardı ki (bilgisayar başında olsaydım) tweet atacaktım gün içinde ve tam 2012’ye girerken 2012. tweetimi atacaktım. Haliyle bilgisayar tırt olunca o iş de yalan olma yoluna doğru gitti. Çünkü 80 kadar tweete ihtiyacım vardı ve ben tel.den 1 tweeti atıp onu sayfada güncelleyene kadar dakikalar geçiyordu. Tabi bir de o sırada tweet takipçilerinin bu durumdan sıkılma faslı var ki; onu o kadar da önemsemiyordum. Çünkü benim cigerim yanıyordu cigerim.

200 Gb veri kaybetmiş, o kadar vaktin birikimini heba etmiş -istemsiz şekilde- biri için oturup gergedanların günlüğünü izlemek, can sıkıntısına anlamsız tweetler atmak hiç de yadırganamazdı. Yine o sırada ‘bari bloguma gireyim’ diyerekten açmıştım ki, Laaaaağğğğğğp diye bir darbe daha yediğimi gördüm. Bu kadar şeyin üzerine blogum, sitem, göz bebeğim de açılmıyor. Yukarda gidenler listesine onu da eklemiştim işte bu yüzden. Açılmayan bir site ve halihazırda bulunan en son yedeğin ‘Kasım’ ayında olması. Şimdi gel de çıldırma, gel de sinirlenme, gel de isyan etme, gel de sövme MG!

Gelince her şey üst üste geliyor ya, geldi yine anasını satayım. Sen de gel dedim, sen de açılma dedim, önce yanı başımda duran laptopu vurdum masaya, sonra telefonu attım. Gittim üzerine bir bardak sek su içtim. N’apayım?

Telefonu tekrar alıp, tweet atmaya devam ettim. Sonra saatler ilerledikçe, ben sona yaklaştıkça ‘Acaba kaçıncı tweetimi atıyorum?‘ diye aklımın ucundan geçerken, posta güvercini kapımı çalıp ‘2000‘ lere ulaştığımı dile getirdi. Biraz sevindiğim nokta buydu işte. En azından amaçsız amacıma ulaşacaktım.

Geri sayım sayarken, nevalem tükenirken, acılarım bitmek bilmezken, parmaklarım tweetimi atmaktan vazgeçmedi. Sanki bana Milli Piyango’dan çıkmış gibi, 40 Milyon vereceklermiş gibi kurduğum hâyale, çabaladığım amaca bak. 2012. Tweet. Hem de o kadar acının üzerine. Pıyy!

Sonra sayımlar başladı. Hadise Show Tv’de 10 dan geriye sayalım mı dediği anda ben de tweetten başladım.

10
9
.
.
.
3
2
1

Ve Sonuç:

Bir garibin bir garip sevinci işte gördüğünüz. Amacıma ulaştım n’oldu? Bir poke olduğu yok işte.

Giden 200 Gb’ım oldu,
Giden Blogum oldu..

Ardından bu sevinci de tweet’imde paylaştıktan sonra, tüm nevalelerim tükenmiş vaziyette, zulalarım bitmişti. Herkes havai fişeklerini çıkarmış gökyüzüne salıyordu. Sanki benim bu durumumu kutluyorlardı.

Acımla birlikteydim..

Her şeyin üzerine sünger çektim..

Başucumdaki yatağıma gözüm ilişti, iş attı bana. Girdim koynuna. Sardı yorganım, ısıttı sevgisiyle. Acılarımdan bir tek o uzaklaştırdı, zulamın verdiği yetkiye dayanarak kendimi bıraktım sıcaklığına. O artık bende bütünleşmişti.

Sonuç: 2 Gün blogum kapalı kaldı. Sebebini anlamadığım bir şekilde -muhtemelen server’daki sorundan kaynaklı- açılmadı. Ns ayarlarımı güncelledikten sonra düzeldi. Açılır açılmaz tüm yedeklerimi aldım.
2 Gün boyunca bilgisayarımdaki verileri kurtarma girişiminde bulundum. Masaüstümdeki verilere ulaştım. Fakat ‘sistem geri yükleme’ çalışmamasına rağmen, bilgisayarı taa Eylül ayına kadar götürmüş (Neden orası onu da anlamadım, o zaman diliminde oluşturmamıştım geri yükleme anını ama neyse). Masaüstünde biriktirdiğim, belgelerimde sakladığım, karşıdan yüklediklerimin hiç biri benim o an ki istediklerimden değildi. Yaklaşık 4 ay öncesindeki verilerimin bana faydası olsaydı zaten olurdu, olmadı. Yine de işime yarayan bir kaç bir şeyi de flash belleğime kopyaladıktan sonra acı durumum ve geri dönüşü olmayan yolum:

F O R M A T !

yolu göründü. Tüm anılarıma attım formatımı. Bu yazıyı da hiç böyle yazacağım aklıma gelmezdi ama, ilk cümleden sonra nedense farklı bir dünyaya gittim. Sınavıma çalışacaktım, not çıkaracaktım oysa, olmadı. Bu yazıyı da kısaca ‘2012’ye 2012. Tweet ile girdim’ gibisinden üç beş cümle kurup geçiştirecektim, yazamayınca, 2 gün sonrasına kaldı. He bir de baktım da şu an hep 2, 2, 2 dedim aldığım milli piyango biletinin son rakamı da 2’ydi (ne hikmetse) ona da amorti bile çıkmadım, s*çayım böyle şansın içine diyerek 2’den de nefret edeceğim yakında o olacak, 2 gün sonrasında yazabildiğim bu yazıda artık bir sonunu görebilsem de noktayı koyabilsem diyorum.
Öooöff yeter bea kolum ağrıdı yaz yaz, sanki kitap çıkaracağım var ya! Alt tarafı bilgisayar çöktü, site açılmadı, tweet attım. Özet bu işte. Sonunda koyuyorum noktamı
Ahan da koydum.

Please follow and like us:
0